|
TAVSİYELER*
Okumak istediğiniz bölüm
başlığını tıklayınız!...
*
İlim *
1. Gayesiz olmayınız. Gayesiz olmak ot
olmaktır. Yaradılış amacınız üzerinde kafa yorunuz.
Kâinat içerisinde insanlığın, insanlık içerisinde mensup
olduğunuz ümmetin, ümmet içerisinde şahsınızın görev ve
sorumlulukları üzerinde düşününüz. Rolünüzü iyi oynamak,
onun ne olduğunu bilmekle mümkündür.
2. Kendinizi tanıyınız. Her şey sizde
başlıyor. Mahlukatın ekseni olduğunuzu unutmayınız.
İnsan hem yoldur, hem yolcu. Yolcu yolu tanımak
istiyorsa kendisini tanımalıdır. Meziyetlerini,
ayrıcalıklarını, zaaflarını... Sorumluluklarını,
haklarını...
3. İnsanı tanımaya kalkanlar, öğrenme
kabiliyetinin insanı insan eden temel ayrıcalık olduğunu
farkedeceklerdir. Diğer tüm meziyetlerinin "bilme"ye
bağlı olduğunu hayretle göreceklerdir.
4. Cehaletten, vebadan kaçar gibi kaçınız.
İlim, hakiki meziyyettir. İman bile bilgiyle başlar:
Ma'rifetullah... Sizi hakikatin bilgisine ulaştıracak
kaynaklan keşfediniz. Bu keşfin en genel adı "Okumak"tır.
"Oku" emri, bir mucize eseri olarak Kur'an'dan ilk inen
ayetin ilk kelimesidir. Okuyan sadece göz değildir.
Kulak, burun, dil, zihin , kalb, ruh hep okuyan birer
alettirler. Ne ki okuma biçimleri farklı farklıdır.
5. Bilgiye sahip olabilmek dünyada sahip
olunabilecek dünyalıkların en hayırlısıdır. Çünkü bilgi
sahici bir fazilettir.
6. Bilgi edinme sırasında önceliği acil ihtiyaçlara
veriniz. Tabi bunun için de okuma nesnesine her
yönelişinizde "bu bilgi benim için ihtiyaç mı?" sorusunu
sormanız gerekmektedir.
7. İlmi, dînî ve dünyevî diye ikiye ayırmak
bizce doğru değildir; Bir mü'minin, dünyası dininden,
dini dünyasından bağımsız değildir. Mesleğinizin bilgisi
sizin "ilmihalinizdir". Tıpkı ahiretinizin bilgisi gibi
gerekli ve faydalıdır.
8. Bilgi hamallığından cehaletten kaçar gibi
kaçınız. Unutmayınız ki Allah Rasulü faydasız bilgiden
Allah'a sığınmıştır. Faydasız bilgi zihin taşıdır,
düşürülmelidir. Zihin taşı, böbrek taşından kimi zaman
daha tehlikelidir ve tedavisi zordur. Böbrek taşını
lazer ışınlarıyla parçalamak mümkünken zihin taşını
parçalamak neredeyse imkansızdır. Malumatfuruşla alimi,
malumatfuruşlukla ilim talipliğini karıştırmak alimin
kim, ilmin ne olduğunu bilmemektir. İlmin ve alimin
tarifini "Kulları içerisinde Allah'tan layıkıyla ancak
alimler sakınır" ayetinden yola çıkarak
bulabilirsiniz.
BAŞA
DÖN
*
Okumak
*
9. Okuyunuz. Unutmayınız ki "okumak" bilgi
edinmenin hâlâ en geçerli yöntemidir. Okumanın nesnesi
sadece kitap değildir, unutmayınız. Kitap belki okumaya
konu olan nesnelerden sadece biridir. Kitap dışında
Allah'ın ayetlerinden birer ayet olan olaylar, eşya,
kâinat ve insanın kendisi de okumaya konu olan şeylerin
başında gelir.
10. Düşüncenizi açlıktan öldürmeyiniz. Bu
anlamda okumak, vahiy de almadığınıza göre, zihnin
açlığını gidermek için tek çıkar yoldur. Okumayan insan
susuz bitki gibidir, kurur. Bilgiye sadece okuma yoluyla
ulaşılmaz belki, fakat bilgiye ulaşabileceğiniz en
garantili usûllerden biridir okumak.
11. Doğru bir niyyetle okuyunuz. Okumaktan
amacınız dünyalık elde etmekse, dünyalığı okumaktan daha
çabuk elde edebileceğiniz araçlar var, onlara sarılınız.
Bilgiye halis bir niyetle talip olunuz. Unutmayınız ki
"gerçeğin bilgisi (hakikat) Allah katındadır." O
bilgiden nasibdar olabilmeniz ihlasınıza bağlıdır.
İhlassız bilgi sahibine yüktür.
12. Doğru okuyunuz. Doğru okumanın garantisi
doğru bir bakışaçısıdır. Kitabı, hadiseleri, eşyayı,
kâinatı ve insanı yanlış okuyanlar bilgeliğin sırrına
hiçbir zaman eremezler. Doğru okumak biraz da akl-ı
selim sahibi olmakla mümkündür. Selim olmayan bir akıl
okuduğu doğru şeyleri dahi bulandıracaktır. Hakkı
batılla karıştıracaktır.
13. Gözün okuduğu nesne sadece kitap değildir
elbet, her şuurlu bakış bir okuma olayıdır. Doğru okumak
için doğru bakmak gerekmektedir. Yamuk bakanlar hiçbir
zaman doğru göremezler.
14. Yamukluğu baktığınızda değil, önce
bakışınızda arayınız. İnsana yamuk bakan biri ilk
bakışta onun imanını, aklını, kalbini, cesaretini,
faziletini, güzelliklerini değil de bağırsağını
görüyorsa "insan kimdir?" sorusunu bağırsaktır olarak
cevaplayacaktır. İlk bakışta bardağın dolu olan yansını
değil de boş olan yarısını gören biri, bir evde salon,
misafir odası, oturma odası olduğu halde evi "içinde
tuvaleti olan mekandır" biçiminde tanımlayan gibidir.
15. Kulakla okurken, ki kulakla okumak
dinlemektir, omuzunuzla dinlemeyiniz. Söylenenlerin
tümünü dikkatlice dinleyiniz. Dinlediğinizi doğru
anlayıp anlamadığınızı test etmeden itiraz etmeyiniz.
16. İster göz, ister kulak, ister zihin,
hangi organınızla okursanız okuyunuz, mutlaka aldığınız
bilgiyi gönül sarnıcında damıtınız. Elde ettiğiniz
bilgiyi, imanınızın olur'unu almadan eyleme dökmeyiniz.
17. Doğruyu okuyunuz. Bunun mânâsı "yanlışı
öğrenmeyiniz" değildir. Ancak okumak için yaptığınız
seçim doğru seçim olmalıdır. Burada hâlâ bilginin en
sadık taşıyıcısı olma vasfını devam ettiren kitap
gündeme gelmektedir. Doğru seçilmemiş bir kitap, bir
değil bir çok açıdan israftır: Emek israfı, para israfı,
zaman israfı, zihin israfı... Bu israfları önlemenin
yolu bilinçli tercihten geçer. Yüz gram şeker yemek için
yüz kilo şeker kamışı çiğnemek akıl kârı değildir.
18. Unutmayınız, vahiy dışında bütün kitaplar
bir "acaba?" ile başlar, bir "acaba?" ile biter, belki
bir "acaba?" için yazılır.
19. Kitapların kalbini kırmayınız. Onların
kalbi var, onları sokak yosması gibi hırpalamayınız.
Kitabı, sırtına basılarak dünyalığa erişilecek bir
payanda olarak görmek, kitabın iffetine tecavüzdür.
20. Allah'ın kitabı dışında hiçbir kitap "la
raybe fîyh: Kendisinde şüphe bulunmayan" değildir. Bu
yönüyle insan ürünü olan kitaplar karpuzlara benzerler.
Kabuğunu soyup içini yeyiniz. İçi güzel diye kabuğunu
yemek de, kabuğu var diye içini atmak da dengesizliktir.
İmam Safi, el-Ümm isimli ünlü eserini dikte ettirirken
öğrencisine "oku bakayım oğul" der, öğrenci de okur.
İmam "şurayı çiz şöyle yaz, burayı sil böyle yaz" diye
diye kitabı baştan sona müsvedde haline getirir. İkinci
kez "işte şimdi oldu" diyerek okutturur. Ancak bu kez de
birincisi gibi çizdirir, sildirir, yazdırır, bozdurur.
"Hah, şimdi oldu" dediği üçüncü kez de bir yığın tashih
edilmesi gerekli yerler çıkınca kendi kendisine söz
verir ve der ki: "Bundan böyle Allah'ın kitabı dışında
hiç bir kitaba mükemmel demeyeceğim." Unutmayınız ki,
bir Kitap dışında hiçbir kitap baştan sona doğru ve yine
hiçbir kitap da baştan sona yanlış olamaz.
21. Doğru kitap seçimi, öncelikle doğru yazar
seçimidir. Çünkü özellikle düşünce eserleri,
müessirinden bağımsız değildir. Eser sahibinin varsa
zaaflan, yanlışları eserine yansıyacaktır. Bu nedenle
insana ait hiçbir eseri, Allah'ın eseri gibi okumayınız,
bu insan çok sevdiğiniz biri dahi olsa. Kendisi mükemmel
olmayan insan, nasıl mükemmel bir eser verebilir? Bu
mânâda mükemmel olan Allah'tır ve içinde şüphe taşımayan
tek kitap da O'nun kitabıdır.
22. Allah'ın kevnî ayetlerini (sünnetullah)
ve sanatını yansıtan pozitif bilimlerle ilgili eserler
bu açıdan itimat etmeye daha çok lâyıktırlar.
23. Kitapları üç sınıfta değerlendiriniz: I.
Başucu eserleri. II. Müracaat eserleri. III. Genel
kültür eserleri. Başucu eserleri, bir kez değil, dönüp
dönüp okunacak eserlerdir ki çok azdır. Bunlar gıda
gibidir, alınmazsa olmaz. Kur'an bunların başında gelir.
Gıdası Kur'an olanın bünyesi kavi olur. Müracaat
eserleri; sözlükler, kavram kitapları, ansiklopediler bu
sınıfa girer. Bunlar ilaç gibidir, gerektikçe alınır.
Genel kültür eserleri ise, seçiminde en çok titizlik
gösterilecek sınıfı oluştururlar.
24. Okuma tekniği çoktur. Ancak bunlardan üçü
meşhudun l. Çizme ve işaretleme tekniği. II. Kayıt
tekniği. III. Fişleme tekniği. Okumaktan murad bilgi
edinmektir. İnsanı hafızası yanıltır. Eğer
okuduklarınızda sürekli kullanacağınız bilgilere
rastlamışsanız bunları muhafaza etmeniz gerekmektedir.
Onu da ancak bu tekniklerden biriyle yapabilirsiniz.
25. Eğer bilgiyi başkalarına aktaran biri
iseniz, bir daha kullanma ihtimaliniz olan tüm bilgileri
içine kaydettiğiniz mini bir "bilgi bankanız" olsun. İyi
biliniz ki "Hafıza-ı beşer nisyan ile malûldür."
26. Kulakla okumada önemli bulduğunuz
bilgileri muhakkak not alınız. Not deftersiz gezmemeyi
itiyat edininiz. Şairin tavsiyesini tutunuz: Kalem
altım, kelam inci hemen derceyle derceyle Teraziye koyup
satma, yeri geldikçe harceyle"
BAŞA DÖN
*
Kur'an Okumak
*
27. Kur'an'ı hayatınızın eksenine
yerleştiriniz, ki Kur'an'sız bir hayat Allah'sız bir
hayat demektir. Allah'la ve kendisiyle tanışmak isteyen
Kur'an okusun. Okumak anlamayı ve yaşamayı de
beraberinde getirmelidir. Rasul'le tanışmak isteyen
Kur'an okusun. Hâlık-mahluk ilişkisinin nasıl olması
gerektiğini, Allah ve Nebi arasındaki ilişkinin şahsında
görmek isteyen Kur'an okusun.
28. Kur'an okumadan evvel aklınızı ve
kalbinizi yoklayınız, Kur'an okumaya müsait mi? Yani
aklınız selim, kalbiniz selim mi? Eğer duygu ve düşünce
mekanınız Kelam sultanını konuk etmeye hazır değilse,
ortalık döküm-saçım, zihin ve yüreğiniz darmadağınıksa,
ortalığı toplayıp bu mekanları Kur'an'a hazırlayınız.
29. Kur'an'ın başına otururken Allah'ın
manevi huzurunda diz çökmüş olarak hissedin kendinizi.
Öyle ki; Rabbınız size konuşuyor, siz bir harfini
kaçırmamak için can kulağınızla dinliyorsunuz.
30. Kur'an'ı kendinize nazil oluyormuş gibi
okuyunuz. Oradaki her hitabı üzerinize alınız. Her
anlatılan kıssanın kahramanı yerine kendinizi koyunuz.
31. Kur'an okurken kalbinizin kıblesi sürekli
Allah'a yönelik olsun ve şu duayı yapınız: Allah'ım beni
ona ve onu bana aç.
32. Kur'an'dan öncelikle muhkem ayetleri
okuyunuz. Onlar "kitabın anası"dır. Müteşabihlerle ilk
elde meşgul olmayınız.
33. Müteşabih ayetler üzerinde durmanın şartı
ikidir: İman etmek ve muhkematı derinliğine bilmek.
Ancak bu şartlan haiz olduktan sonra müteşabih (mecazi)
ayetler üzerinde durunuz, lâkin sizin ve başkalarının
vardığı sonucu iman edilecek bir sonuç olarak
dayatmayınız. Unutmayınız ki müteşabihler, Kur'an'ın
dinamik ve devingen ayetleridir, müteşabihlerin
metinleri bir kez, mânâları bin kez nazil olur.
Sözkonusu ayetler, üzerinde düşünen her mü'min ve derin
ilim sahiplerine sırrını yeniden açar, adeta ilham ile
yeniden nazil olur.
34. Kur'an okurken, eğer Arapçaya vakıf
değilseniz, gündelik namazlarınızda okuduğunuz kısa
sûrelerin mânâsını da ezberleyiniz. Artik namazda sûreyi
okurken ezberinizde olan mânâsı da zihninizden
geçecektir. Hani, altyazılı bir film olur da hem görüntü
hem yazı birlikte devam eder ya, işte öyle.
35. Kur'an'ı gerçek mânâda okumayı bilen
etrafınızda bir "ayaklı Kur'an" var ise, Kur'an'ı ondan
öğreniniz. Bu, Kur'an öğreniminde Nebevi yöntemdir.
Allah Rasulü'nün Kur'an hocası Cebrail idi. Kıraat
istikrayı (iyice üzerinde durup kavrama), istikra ise
ameli gerektirir.
36. Kur'an'a kendi indî mütâlâalarınızı
yamamaya kalkmayınız. Kur'an'ın berrak ırmağını,
kültürlerin toplu zinasının mahsulü zihin artıklarıyla
bulandırmayınız. Bir ayeti doğru; anlamak için şu
ilkelere dikkat ediniz:
I. O ayeti açıklayan ya da tamamlayan
Kur'an'da başka ayet var mı?
II. O ayeti Peygamberimiz nasıl açıkladı,
anladı ve yaşadı?
III. O ayeti sahabenin fakihleri nasıl
anladı ve yaşadı?
37. İyi biliniz ki Kur'an; geri tehlikeli
bölgesi olan bir silah gibidir. Kendi ifadesiyle
"mü'minin imanım, zalimin ve kafirin hüsranını artırır."
38. Hergün, varsa aileniz, hane halkınızla
birrçayı anlayarak okumayı şiar edininiz. Onları da
vahiyle tanıştırınız. Bu türden günlük okumalar sizde
bir meleke halini alsın. Yemek için kimsenin
hatırlatmasına ihtiyaç duymadığınız gibi bunun için de
kimsenin teşvikine ihtiyaç duymayınız. İyi biliniz ki
kalbin ve kafanın açlığı, midenin açlığından daha kötü
sonuçlar doğurur. Aklın gıdası salih bilgi, ruhun gıdası
ise bu bilginin imana dönüşmesidir. Bütünüyle imana
dönüşebilecek tek bilgi kaynağı ise Kur'an'dır. Sahih
olmayan bir bilgiyi imana dönüştürmek, zehirli bir
yiyecekten gıda almaya benzer. Duygu ve düşünce
zehirlenmesi, sonuçları açısından gıda zehirlenmesinden
çok daha korkunçtur.
39. Çocuklarınıza masal yerine Kur'an
kahramanlarının; Hz. İbrahim'in, Hz. İsmail'in, Hz.
Musa'nın, Hz. Yusufun, Hz. İsa'nın kıssalarını
anlatınız. Onların hayal dünyasına çağdaş kültür, sahte
futbol ilahlarını, pop megastarlarını sokmadan, siz,
Kur'an kahramanlarını sokunuz.
40. Kur'an'ı, onun indiği insanları ve
ortamı, vahye muhatap olan ilk toplumu ve vahyin büyük
muhatabı Nebi Aleyhisselam'ı tanımak istiyorsanız, sahih
sünnetin kaynakları olan hadis, siyer, megazi
kitaplarını ve sahabe hayatını anlatan eserleri
okuyunuz. Unutmayınız ki Kur'an'ı en iyi tanımanın yolu
bundan geçer. Vahyin ruhunu ye özünü ancak bu şekilde
kavrarsınız.
41. Hafızanıza hakkını veriniz; Kur'an'dan ve
sahih sünnetten ayet ve hadisler ezberleyiniz.
Kültürünüz artar, literatürünüz genişler. Dahası
namazları bir ömür "Elemtere'den aşağısı"yla kılmaya
mahkum olmazsınız. Bu bir mahrumiyettir. Kur'an
coğrafyasının değişik iklimleri olan değişik surelerden
hiç olmazsa küçük küçük parçalar ezberleyiniz. Anlamını
bilerek namazlarınızda okuyunuz. Göreceksiniz,
namazlarınızdan farklı bir haz almaya başlayacaksınız.
BAŞA DÖN
*
Tevhid
*
42.
Akidenizi sağlamlaştırınız. Tevhid ve şirki çok iyi
öğreniniz. Ki akaid esastır. Dininizi buz üzerine bina
etmeyiniz. Babanızdan kaldığı, duyduğunuz gibi değil,
Allah'ın istediği gibi inanınız. Akide ayrımında Allah'a
iman, tağutu inkar ölçüsünü esas alınız. Bu, Kur'anî bir
ölçüdür.
43. îmanı ilgilendirmeyen meseleleri iman
konusu etmeyiniz ki akide sulandırılmış olmasın. Eğer
siz akidenizin sınırlarında sürekli nöbet beklemezseniz,
görünen ve görünmeyen düşmanlarınız akidenizi tarumar
edecek, onun sınırlarını tanınmaz hale getirecektir.
44. Muvahhid olunuz. Tevhid, varlığın hem
illeti hem gayesidir. Herşey O'ndandır ve herşey O'na
döndürülecektir. Çokta teki görünüz, kesrette vahdeti
yakalayınız. "Lailahe illallah" evrensel tevhidin en
özlü ifadesidir. Kâinata tevhid nazarıyla bakınız.
45. Tevhid akidenizdir. Allah'a iman, sahte
tanrıları inkar ile tamamlanır. İmanınızı, şirk enkazı
üzerine bina etmeyiniz.
46. İyi biliniz ki şirk; mutlak batıl değil,
içine hak karışmış batıldır. Yani şirk bir hak-batıl
şirketidir. Şirkin içerisinde haktan bir parça olması
onu mazur gösteremez. Bir kazan bala bir bardak pislik
döküliirse oranına bakılmadan tümü atılır.
47. Yalnız Allah'tan korkunuz ve başka hiç
bir şeyden korkmayınız. Bu, korkuda tevhiddir ve
tevhidin bir parçasıdır. Allah'tan başkasından
korkmanız, korktuğunuzu başınıza musallat eder.
48. Daima korku ile ümid arasında bulununuz.
Korkuda, sevgide ve ümitte tevhidden ayrılmayınız. İyi
biliniz ki Allah'tan başkasından korkan iki kez
cezalandırılır: I) Korkunun kendisi bir cezadır. II)
Korktuğunuz başınıza gelir. Korku, sevgi ve ümidin üçünü
birden Allah dışında bir varlıkta toplamak, o varlığı
Allah'a ortak koşmakla eş anlamlıdır, şirktir.
49. En çok Allah'ı seviniz. Bu, sevgide
tevhiddir. Hiçbir şeyi Allah'ı sever gibi sevmeyiniz,
sevgide şirk koşmuş olursunuz. Bu sadece imanınızı
zedelemez, aynı zamanda sevdiğinizi de elinizden
kaçırırsınız. Çünkü Allah kıskançtır (Gayur). Kulunun
kendi hakkı olan sevgiyi başkalarına tahsis etmesine
razı olmaz.
50. Allah'a dayanınız ve yalnız O'ndan yardım
bekleyiniz. "Hasbünallahu ve ni'me'1-ve-kil: Allah bize
yeter, O ne güzel vekildir" parolası şiarınız olsun. Bu
ümitte tevhiddir. Allah'tan ummak kendi başına bir
duadır. Kul'a yaslananlar çabuk yıkılırlar.
51. Mülkün hakiki sahibinin Allah olduğunu
bir an hatırdan çıkarmayınız. Bu mülkte tevhiddir.
İnsanların mülk üzerinde hak iddiası mecazidir. Mülkün
gerçek sahibi Allah'tır. İnsanlara emanet etmiştir.
Emanete ihanet eden, hainlerin uğradığı cezaya
çarptırılır.
52. Hükmü yalnızca Allah'a tahsis ediniz. Bu
hükümde tevhiddir. Hakimiyet kayıtsız şartsız O'nundur.
Mutlak hüküm sahibi O'dur. O'nun mutlak hüküm
kuyuculuğunu kabul etmeyenler, O'nu inkar etmiş
sayılırlar. O, hakimiyetini, kendisine halife kıldığı
insanlık eliyle kullanır. O'nun hakimiyeti göklerde de
yerde de geçerlidir. O'nun indirdiğiyle hükmetmeyenler
fasıkların, zalimlerin ve kafirlerin ta kendileridir.
53. Ölüm ve hayat O'nun elindedir. Öldüren ve
yaşatan O'dur. Bu da tevhidin bir parçasıdır. Bu inanç
insanları ölüm kâbusundan kurtarıp onlara emniyet ve
güvenlik duygusu verir.
54. Başarı Allah'tandır. Başarıyı mutlak
mânâda kelle sayısına, maddi güce vesaireye bağlayarak
Allah'ı hesaba katmamak bir akide zaafıdır. Allah'ın
başarı için koyduğu sünnetlere uymadan basan beklemek de
Allah'ı hakkıyla tanımamak demektir. O, başarı için
koyduğu evrensel kurallara riayet eden herkese başarıyı
ihsan eder.
55. Rızık Allah'tandır. Allah rızkı elde
etmeyi bir kurala (sünnet) bağlamıştır. Açlık korkusu,
açlığın kendisinden bin beterdir. Allah'ın koyduğu
evrensel kurallar olan "sünnetullah"a sarılan herkes
çalıştığının karşılığını alır. Bu karşılık verilirken
inancına değil, hak edip etmediğine bakılır. Allah
yolunda harcayınca malın azalacağını zannetmek, rızıkta
tevhidin olmayışının bir sonucudur.
56. "Ümmetiniz bir tek ümmettir." Bu bir tek
ümmeti parçalayan tüm tavır ve davranışlardan uzak
durunuz. Tefrika çıkarmak şirkin sosyal çeşididir.
Tevhidin toplumsal boyutta tezahürüne vahdet denir.
Vahdeti, yalnızca muvahhid olma vasfını kazanmış
Müslümanlar oluşturabilir.
57. İnsanın üç temel boyutu olan duygu,
düşünce ve eylem dengesini adil bir biçimde kurunuz.
Denge, müslümanın tavrı olmalıdır. Korku-ümit dengesi,
dünya-ahiret dengesi, zâhir-bâtın dengesi,
bölgesellik-evrensellik dengesi, akıl-iman dengesi,
bilim-din dengesi, birey-toplum dengesi, sevgi-nefret
dengesi bunlardan birkaçı.
58. Kur'an bu ümmeti "dengeli/vasat" olmakla
tavsif etmektedir. Fikrî, akidevî, ahlakî, amelî dengeyi
bireysel planda dahi kuramamış olanlar, dengenin öbür
adı olan İslam'ı insanlığa nasıl taşıyacaklar?
59. Muvahhid Müslüman, Lailahe illallah diyen
ve bunun bedelini ödemeye hazır olandır.
60. Muvahhid Müslüman, Allah'ın dostlarını
seven ve sevdiklerine cennet kesilen; Allah'ın
düşmanlarına kızan ve kızdı mı cehennem kesilendir.
61. Muvahhid Müslüman, kendi kendine yeterli
olmadığının her saniye bilincinde olan, Rab olarak
yalnızca Allah'ı tanıyıp O'nun sıfatlarını hiçbir
mahluka vermeyendir.
62. Muvahhid Müslüman, kayıtsız şartsız O'na
teslim olan ve "ben alemlerin Rabbine teslim oldum"
diyendir.
63. Muvahhid Müslüman, kalbî, kavlî, amelî,
siyasî, fikrî, ahlakî her türlü şirkten uzak durandır.
64. Muvahhid Müslüman, zerreden kürreye,
habbeden kubbeye, damladan okyanusa, atomdan evrene,
baktığı herbir şeyde Allah'ın kudretini, vahdaniyetini,
adaletini ve hikmetini gören kimsedir.
65. Beden ülkenizin başkenti olan yüreğinizde
imanınızı iktidar ediniz. Yüreğinizi daru'1-İslam
kılınız. Unutmayınız ki yüreğini daru'l-İslam
edemeyenler, evlerini ve vatanlarını hiç edemezler.
66. İmanın iktidar olmadığı bir yürekte
şeytan ihtilal yapar ve iktidarını kurar. Ancak bu
iktidara zemin hazırlayan el-ayak, göz-kulak, dil-dudak
gibi organlardır. Bunlar şeytanın iktidar savaşında
kullanacağı lojistik destek için günahtan mermi imal
ederler. Eğer bu organlar imanın iktidarı için çalışırsa
yürek başkentindeki iktidar savaşından iman galip
çıkacaktır.
67. "İç savaş" ölünceye dek sürecektir.
Şeytanla hiçbir zaman ateşkes ilan etmeyiniz. "Şeytan
sizin apaçık düşmanınızdır." Nefsinizi/kendinizi temize
çıkarmaya çalışmayınız, "kuşkusuz nefis kötülüğü
emreder." Yürek ülkenizde iman ile şeytan'ın ebedi
savaşında imana salih amellerden lojistik destek
sağlayınız. Unutmayınız ki "cennet, insan nefsinin
sevmediği şeylerle kuşatılmışıtır."
68. "Canım istiyor" dediğiniz şeyi,
nefsinizin mi, imanınızın mı istediğini iyi kontrol
ediniz. Beden ülkenizin yürek başkentinde imanı iktidar
etmek için ona destek veriniz. Eğer bedenin başkenti
kalp düşerse taşrası el-ayak, göz-kulak, dil-dudak hep o
iktidarın emrine girer ve artık ona çalışır. Söz
geçiremezsiniz.
69. Kalbiniz imanınızın mezarı değil, sarayı
olsun. İmanınızı iktidarsız etmeyiniz. Yüreğe
hapsedilmiş iktidarsız bir imanın size ne yaran olur?
BAŞA DÖN
*
Fıkıh
*
70. Fıkıh, fıkıh okumak değil fıkhetmek, yani
düşünmek, akletmektir. Fıkhı, düşünmeyi öğrenmek için
okuyunuz. Sizden öncekilerin dinin temel metinleri
üzerinde ne denli kafa yorup ceht sarfettiğini en güzel
fıkıh okuyarak öğrenebilirsiniz.
71. Fıkıhlı yaşayınız. Fıkıhlı yaşamak
hukuklu yaşamaktır. Hukuksuzluk demeye gelen fıkıhsızlık
anarşizmdir. En büyük nizama aşık olan birinin hayatında
nizamsızlığa ve intizamsızlığa yer yoktur.
72. Yaptığınız her bir işin İslam
şeriatındaki yerini öğrenmeyi şiar edininiz. Bu
Müslümanlığınızın olmazsa olmaz bir parçası olsun. Ki
siz kitapsız değil, kitaplı bir dinin müntesibisiniz.
Hayatınızda 'kitapsız iş olmamalıdır.
73. İbadet fıkhını bilmek gibi meslek ve iş
fıkhını bilmek de boynunuza borçtur. Herkes mesleğiyle
ilgili fıkhi mevzuatı bilmek zorundadır. Bu farz-ı
ayndır o kişiye, tıpkı gündelik işleri konusundaki fıkhı
(ilm-i hal) bilmede olduğu gibi. İbadetlerinizi
atanızdan gördüğünüz gibi değil Peygamberin yaptığı gibi
yapınız. Bunun için de ibadet fıkhını iyi öğreniniz.
Eğer becerebiliyorsanız ibadetlerinizin delillerini de
öğreniniz. Zaten "mukallid" diye ona derler.
74. Taklit değil tahkik ehli olmaya gayret
ediniz. Taklid Arap dilinde "deve yuları" anlamına gelen
"gılade" kelimesinden türetilmiştir. Elbet her taklit
"yular" geçirmek değildir. Zaten "gılade" teriminin bir
mânâsı da "gerdanlık" demektir.
75. Takip ettiğinizin taklitçisi olmak yerine
tahkikçisi olunuz. Gölgesi olmak yerine "şahsiyet"
olunuz. Elbet bu geniş yığınlar için mümkün değildir.
Eğer ille de taklid edecekseniz en iyiyi taklid ediniz.
Allah'ın size örnek gösterdiğini taklid ediniz. İpini
yanlış kılavuzun eline verenin encamından korkulur.
Unutmamak gerekir ki kayıtsız şartsız taklidi caiz olan
tek beşer "Allah'ın ahlakıyla ahlaklanan" masum Nebiler
ve dolayısıyla onların son ve kamil mümessili Muhammed
aleyhisselamdır.
BAŞA DÖN
*
Sıhhat ve Nezafet
*
76. Sağlığınıza dikkat ediniz ve Allah'ın
size bir emaneti ve ayetlerinden bir ayet olan
bedeninizi koruyunuz.
77. Bedeniniz bineğinizdir, onu hor kullanıp
kulluk yolundaki koşuda dökülmeyiniz. Unutmayınız ki
sıhhat her şeyin başıdır. Sıhhat deyince aklınıza
yalnızca etin ve kemiğin sıhhati gelmemelidir. En az
bunlar kadar, hatta bunlardan çok daha önemlisi aklın ve
ruhun sıhhatidir. Bu ikisinin sıhhatine azami itina
gösteriniz. Kafa ve kalbin hastalıkları da vardır. Elbet
bu ikisinin kendine özgü tedavi yollan ve ilaçlan da
vardır. Negatif ve faydasız bilgiler düşünce virüsü, her
tür günah ve yasak duygular kalp virüsüdür. Aklın gıdası
ilim ve tefekkür, kalbin gıdası iman ve tezekkürdür.
78. Temiz ve düzenli olunuz. Unutmayınız ki
temizlik imandandır. Evinizde, işyerinizde, bedeninizde,
kafanızda, kalbinizde, ağzınızda, gıdalannızda temizliğe
dikkat ediniz ki insanlar sizden ! tiksinmesin.
79. Temizlik güzelliğin ayrılmaz bir
parçasıdır. Müslüman ise güzelliğin her türünün insanlar
arasındaki mümessilidir.
80. Hadesten ve necasetten tahareti
geleneksel ilmihallerde olduğu gibi yalnızca bir alana
hapsetmeyiniz. Hoş olmayan ve insanı rahatsız eden
kokulardan arınmayı da necasetten taharet biliniz.
Dahası duygu ve düşünce necasetlerinden de temizleniniz.
Elbiseniz ve seccadeniz temiz olduğu halde hâlâ huşu ile
bir vakit namaz kılmanın hasretini çekiyorsanız bunun
sebeplerinin duygu ve düşünce necasetlerinden tathir
olamamakta arayınız.
81. Temizliğin dış boyutuna dini literatürde
"taharet", iç boyutuna "tezkiye" denilir. Temizliği
sadece dış ya da sadece iç alanda tek boyutlu olarak
yapanlar gerçek temizliğe ulaşamazlar. İstinca, istibra,
abdest, gusül, misvak, güzel koku, saç bakımı, tırnak
kesme, gereksiz tüyleri giderme, sünnet olma, yemekte el
yıkama hep fıtratın gerektirdiği temizliğe ulaşmak için
"dînî" bir muhteva kazandmlan temizlik unsurlarıdır.
82. Nasıl bir toplumun sınai gelişmişliğinde
elektrik kullanımı bir ölçü ise , toplumsal temizligin
ölçümünde de temizlik için su kullanımı o derecede
önemli bir ölçüdür. İşte Hz. Nebi (sav) dünyanın en az
su kullanan kavmini temizlik maksadıyla dünyanın en çok
su kullanan toplumu haline getirerek toplumsal ve medeni
bir inkılaba imzasını atmıştır.
83. "Abdest mü'minin silahıdır." Sizi adım
adım takip eden "apaçık bir düşman"ın varlığında
silahsız dolaşmayınız. Bunu tabiat haline getiriniz.
Abdestli dolaşmanın ruhunuz üzerindeki olumlu ve
rahatlatıcı etkisini hemen farkedeceksiniz. Yersiz
endişelerden, gereksiz korkulardan, angoisse ve
melankoliden, gündelik telaş ve dağdağanın stresinden
sizi uzak tuttuğuna şahid olacaksınız.
84. Su ve toprak insanın asli
madenlerindendir. İnsanla toprağın, insanla suyun,
özetle insanla tabiatın temel elementlerinin sık sık
buluşmasını temin eden fıtrat dini "İslam"ın her emrinde
henüz ulaşamadığımız nice sırların saklı olduğunu
aklınızdan çıkarmayınız.
BAŞA DÖN
*
Ahlak
*
85. Sözünüzde ve özünüzde doğru olunuz.
Yalana alışmayınız. İnsanlar siz konuştuğunuz zaman
tereddüt etmeden "bu doğru söyler" desinler. Bu "emin"
olmanın ta kendisidir. Unutmayınız ki "rasul" olmadan
çok daha önce "emin" olan bir Peygamberin ümmetiyiz.
Emniyeti yara alanın imanı yara alır. Kişi, kendisinden
emin olamayan biri için "mü'min" değildir. Mü'min
kendisinden emin olunandır. Elbet her söylediğin doğru
olmalı. Ancak doğruyu doğru yerde, doğru zamanda ve
doğru bir üslupla söylemezsen, o doğruya zulmetmiş
olursun. Yalancının mumu yatsıya kadar yanarmış. Yatsı
namazını kılmadan yattığı halde bu nifakının ortaya
çıkmaması için mumu yanık bırakırmış ki insanlar
yatsının vaktini gözlüyor zannetsinler!?
86. Cesaretli ve metanetli olunuz. Ancak
cesaretiniz hissinizden ve cehaletinizden değil,
ilminizden ve imanınızdan kaynaklansın. Allah'ın
dostlarına cennet, O'nun düşmanlarına cehennem
kesiliniz. Biliniz ki Allah için sevmenin olmazsa olmaz
şartı, Allah için buğzetmektir.
87. Metanetsiz cesaret dengesizliktir. Ancak
gerçekten şecaatli olanlar metanetli olabilirler.
Cesareti ilim ve imanından kaynaklanmayanda metanet
olmaz.
88. Uyuşuk ve pısırık olmayınız. İçinde ya
sadığınız toplumun, çevrenin, evrenin farkına varınız.
Elbet içinde yaşadığınız toplum da sizin farkınıza
varacaktır. Başkalarının yalanlara gösterdiği ilgi ve
alakayı siz doğrularınıza göstermiyorsanız Rasul'ün
diliyle "vehn" mikrobunu kapmışsınız demektir. Vehn,
uyuşukluk ve pısırıklık demektir.
89. Sırrı gözetiniz. Size verilen her sır bir
emanettir. Sırrı açığa vuran haindir; emanete ihanet
etmiş olur. Kellenizi verseniz de sırrınızı vermeyiniz.
Ancak o zaman kelimenin tam anlamıyla "mü'min"
olursunuz.
90. Sır saklamayı bilmek kadar başkalarının
sımnı araştırmamak da ahlâkî bir görevdir. Bu, merakın
cinayete dönüştüğü noktadır. Verilmek istenmeyen bilgiyi
öğrenme noktasında istekli olmayınız. O bilgi size lazım
değilse "faydasız bilgi"olur. Biliniz ki Nebi (sav),
faydasız bilgiden Allah'a sığınmıştır.
91. Hatayı kabul etmekten ve özür dilemekten
utanmayınız. Utanılacak şey hatada ısrar etmek ve
insanlara özür dilememektir. Hata etmek bir kez suçsa,
hatada ısrar bin kez suçtur. "Kişi hatasını bilmek gibi
irfan olmaz" demişler. El-Hak doğrudur. Sizin gerçek
dostunuz sizi hata yaptığınızda şefkatle uyarandır.
Ayıbına ilk tükürmesi gereken biri varsa o kişi, o ayıbı
işleyenin kendisi olmalıdır.
92. Kişinin düşebileceği en acı ve komik
durum kendi hatasını savunmak, hatta doğru gibi
göstermek çabasıdır. Bunu farkında olmadan yapan biri
mazur görülebilir belki ama bilerek yapan biriyle
ilişkinizi kesiniz. Çünkü ahlaki zaaflar bulaşıcıdır ve
o ilişki üretici ve yararlı bir ilişki olma özelliğini
kaybetmiştir.
93. Herşeyden öte hatayı savunmak heva ve
arzuyu savunmak demektir. İşte bu "hevayı tanrı
edinme"nin ta kendisidir.
94. Kanaatkar ve tok gönüllü olunuz. Açlık
mümkündür, normaldir. Anormal olan tok iken açlık
korkusu çekmektir. Açlığa müptela olanlar birkez sıkıntı
çekerler. Ama açlık korkusu denen belaya mübtela olanlar
ömür boyu sıkıntı çekerler, isterse servetleri yedi
sülalelerine kâfî gelsin. Bu nedenle aç kalma korkusu,
aç kalmanın kendisinden bin defa daha beterdir. Bu
hastalığa yakalananlara dünyanın tümünü verseniz
doyuramazsmız. İşte yığma ve biriktirme hırsı burdan
gelir.
95. Kanaatkar ve tok gönüllü olanın gözü de
karnı da tok olur. Ancak kanaatsiz ve aç gönüllü olanın
karnı doysa da gözü doymaz.
96. Dünya ve dünyalıkların sahibi olunuz, ne
ki onların sizin sahibiniz olmasına izin vermeyiniz.
Eşya size hizmet etsin, siz eşyanın hizmetkârı
olmayınız. Kendi şerefinizi kendi ellerinizle düşürmüş,
eşrefi mahlukatı esfeli mahlukat (mahlukatın en sefili)
etmiş olursunuz.
97. Allah dünyayı kendisine ulaşan yolda size
binek/merkep kılmıştır. Bunu tersine döndürüp siz
dünyanın bineği/merkebi olmayınız. Lat, Menat ve
Uzza'nın yerini ev, araba ve eşyanın aldığı bir toplumda
siz bunlardan insana "efendi" olamayacağını
hayatınızla topluma gösteriniz.
98. Gıybet ve dedikodu yapmayınız. Bu
toplumsal bir hastalıktır. Bu hastalığa daha çok
tatminsiz ve zevzek insanlar müptela olur. Ömrü,
başkalarının dedikodusuyla tüketmek aynı zamanda bir
kaçış yöntemidir; kişinin kendi kendisinden kaçışı...
99. Kendisini kendi gündemine almak istemeyen
kişi, başkalarını gündeminden hiç düşürmek istemez. Bu
ise zavallılıktır. Mü'minler, elinizden ve dilinizden
emin olsun. Silahla beceremediğiniz katliâmı, dilinizle
gerçekleştirmekten kaçınınız. Biliniz ki "Mü'minin
mü'mine kam, malı, ırzı ve suizannı haramdır."
100. Gıybetin bir kul hakkı olduğunu
unutmayınız. Oturup kalkıp ağızlarında mü'minlerin etini
dişleyenler, insan yiyen yamyamlardan daha az suçlu
değildirler. Gıybet ve dedikodu bağımlısı bazı insanlar
bunu bir ruhi istimna, bir tatmin yöntemi olarak
yaparlar. Bu tür insanlarla birlikte olduğunuzda, size
Müslüman eti yedirmesine izin vermeyiniz.
BAŞA DÖN
*
Edep
*
101. "Edep yahu!.." Eskilerin
tekkelerin girişlerine yazdığı bu cümleyi şimdilerde
herkesin, özelikle de İslamcı gençliğin alnına yazmak
geliyor içimden. Edeb imanın yaldızıdır. Edebini
kaybedenin imanının yaldızı sıyrılmıştır.
102. Başkalarına saygı gösterince
küçüleceğini zannedenler tatminsiz ve hastalıklı
tiplerdir. Öz güveni olan şahsiyetli insan, beşeri
münasebetlerinde saygıyı ve sevgiyi esas alır. Akıllı
insan bilir ki, başkalarına saygısı olmayanın kendiine
karşı da saygısı yoktur. Ve yine sayanın sayılacağını
aklından çıkarmaz.
103. Bazı eylemler yasak-serbest,
haram-he-lal, meşru-gayr-ı meşru sınırlarında değil,
güzel-çirkin, iyi-kötü, makbul-merdut sınırlarında
değerlendirilmelidir. Her saygısızlık ve edepsizlik
haram/yasak değildir belki, ama çirkindir, kötüdür,
merduttur. Eylemleri için tek tanımlayıcının haram-helal
sınırları olduğunu söyleyenlere, Hz. Nebi'nin söylediği
şu sözü hatırlatınız: "Utanmazsan istediğini yap."
104. Edep ve saygı bir öğretim değil bir
eğitim, yani terbiye işidir. Genellikle yalnızca
öğretilip eğitilmeyenler, talimden geçirilip terbiyeden
geçirilmeyenler arasından çıkar edep ve saygı özürlü
kişiler. Bu gibilerden alınacak dersler de vardır
kuşkusuz. Zata sormuşlar: "edebi kimden öğrendin" diye.
Cevap vermiş: "Edepsizlerden."
105. Hayalı ve edepli olunuz. Edep imanın
aksesuarıdır, takınınız. Kullara karşı ayıp sözkonusu
olduğu gibi Allah'a karşı da sözkonusudur. Unutmayınız
ki "el-insan abidü'l-ihsan: insan iyiliğin kulcuğudur"
demişler. Yine unutmayınız ki edepli ve terbiyelice
söylenmiş bir batılın alıcısı, edepsiz ve terbiyesizce
söylenmiş bir hakkın alıcısından çok daha fazla
olabilir.
106. Kahkaha atarak gülmek, orda burda
gezinerek birşeyler yiyip içmek, hafif düşürecek
giysilerle dolaşmak, gereksiz el şakaları yapmak gibi
"sulu" tavırlardan uzak durunuz.
107. Eğer becerebiliyorsanız çok ağlayınız.
Rasulü, biraz da, ağlayabilenler anlayabilirler. Kimi
zaman göz yaşlan kurşundan daha etkili olabilir.
Gözyaşını tanımayan tuzu kuru bir insanın kalbiyle gözü
arasındaki bağlantı kopmuş demektir. Böyle birinin,
baktığına imanın feraset ve basiretiyle bakamayacağını,
müsteşar olamayacağını, olaylar ve eşyayı yorumlarken
isabet edemeyeceğini biliniz!
108. Sürekli vakur ve ciddi olunuz. Hafif
meşrep olmayınız. "Oynayan taş yosun tutmaz" derler.
Vakar imanın süsüdür. Hafif meşrep insanlar toplum
içerisinde saygı uyandırmazlar. Vakarla kibri ve
şişinmeyi karıştırmayınız. Eğer kametiniz kıymetinize
uygun değilse vakar adı altında kibir ve riya
sergileyebilirsiniz. Kıymetiniz şöhretinize uygun olsun.
Eğer şöhretiniz kıymetinizden fazla ise bu açığı riya,
entrika, dalavere ve daha başka şeylerle kapatmaya
kalkarsınız. İşte o zaman şöhret de, ilim de bir afete
dönüşür.
109. Ciddiyetiniz latif olup latife yapmanıza
engel olmasın. Yani anut olmayınız. Somurtkanlıkla
ciddiyet arasında dağlar kadar fark vardır. Ciddiyet
göstereceğim diye abus bir çehreyle insanların gözlerine
biber saçmayınız. İyi biliniz ki insan, tebessüm ederek
de ciddi olabilir.
110. Kahkaha ile tebessüm, "zırıl zırıl
ağlamak"la "gözlerinden dökmek", "sevinçten çıldırmak"la
memnun olmak, "bayılmak"la hoşuna gitmek,
"vurulmak"la sevmek, "eşek şakası" yapmakla latife
yapmak, tıkınmakla yemek, caka satmakla yürümek,
lavgarlık yapmakla konuşmak, somurtmakla susmak,
"takılmak"la "olmak arasındaki fark edeple edepsizlik
arasındaki fark kadar büyüktür. Bunu unutmayınız. Beşeri
Münasebetler
111. İyilikleri ve güzellikleri almak ve
vermek için etken ve edilgen olunuz. Ancak kötülükler ve
kendi kusurlarınız için yalıtkan olunuz. Kusurlarınızı
ve hatalarınızı başkalarına bulaştırmayınız.
Dostlarınızın hüznünü ve sevincini paylaşınız. Yürek
avcısı olunuz. Müstesna zamanları, kederli ve sevinçli
anları insanların gönlünü kazanmak için ele geçmez
fırsatlar olarak değerlendiriniz.
112. Eğer İslami değilse, gittiğiniz ortama
ve girdiğiniz topluma uymayınız. Gittiğiniz ortamı ve
girdiğiniz toplumu kendi inançlarınıza uydurunuz.
Gittiğiniz yere ortamınızı da beraberinizde götürünüz.
Kendi değerlerinize göre bir çevre oluşturmazsanız
birileri sizin adınıza, sizin değerlerinize taban tabana
zıt bir çevre oluşturuverecektir.
113. Mütevazı olunuz fakat şahsiyetsiz olma-
114. Kardeşine karşı mütevazi olunca
değerinin düşeceğini zannedenler gerçekte şahsiyet
sahibi olamayan hastalıklı ve kompleksli tiplerdir.
Böyleleri sudan ibret alsınlar. Bakınız, sular hep en
engin yerlerden akarlar, fakat bu durum ona izzetinden
birşey kaybettirmez. Dilimize deyim olarak dahi
girmiştir : "Su gibi azîz olasın" derler. Onun
alçaklardan akması değerinden hiçbir şey eksiltmez. Su,
köklerden ağaçların ta zirvesine çıkar, kar olur,
dağların zirvesine yağar, buhar olur göklere uzanır.
115. İzzeti ve yüceliği şahsiyetinden
kaynaklanmayan insanlar, tevazu göstermeye, mütevazi
yaşamaya, giyinmeye, yemeye ve dolaşmaya korkarlar.
Aşağılık duygusu taşıyanlar sözlerinde, davranışlarında
ve yaşantılarında alçak gönüllü olamazlar.
116. Tevazuda ölçüyü kaçırıp imanın vakarını
ayaklar altına vermek ise bir meziyet değil bir kişilik
zaafıdır. Kafire, münafığa ve fasığa karşı herhangi bir
menfaat için tevazu ise zilletin ta kendisidir. Mü'min
mensup olduğu dinin onurunu kendi nefsinin onurundan çok
daha önde tutmalı ve korumalıdır.
117. Mutabasbıs olmayınız, yağcılık
yapmayınız. Eğer böyle yaparsanız, hem kendi
şahsiyetinizi düşürmüş hem de muhatabınızı aldatmış
olursunuz. Unutmamak gerekir ki, yağ çekerek, dil
dökerek elde edilecek menfaat çoğu zaman düşülen zilleti
karşılamamaktadır. O menfaati daha başka yollarla elde
edebilirsiniz, ancak kaybolan şahsiyetinizi dünyanın
servetini ödeseniz geri alamazsınız.
118. Dalkavukluk yağcılığın meslek haline
gelmiş olanıdır. Müslümanların öncü şahsiyetlerini
bekleyen en büyük tehlike etraflarının dalkavuklarla
çevrilme tehlikesidir. Ne siz başkasının dalkavuğu
olunuz ve ne de başkalarının size dalkavukluk yapmasına
izin veriniz. Eğer biri sizi yüzünüze karşı methedecekse
sizin ona iyilik yapıp yapmadığınıza bakınız. Eğer
iyiliğinizin dokunduğu kimseden gelirse ikram ve övgüyü
kabul ediniz, eğer iyiliğinizin dokunmadığı bir kimseden
gelmişse Sevgili Nebi'nin tavsiyesiyle "onun yüzüne
toprak saçınız" ve o methiyeyi kabul etmeyiniz. Bu Allah
Rasulü'nün koyduğu nebevi ölçüdür.
119. İnsanları mevkilerine, durumlarına göre
idare etmekle yağcılığı ve dalkavukluğu birbirine
karıştırmayınız. İnsanlarla hoş geçinmek ve onların
farklı yapı ve yaradılışlarına göre onlara muamele etmek
yağcılık ve tabasbus değil akıllılık ve hilim sahibi
olmaktır. Bu meziyete sahip olamayanların kaderi yalnız
yaşamak ve yalnız ölmektir. Ne ki herkesten bunu
beklemek de abes olur.
120. Dostlarınızın hatalarını münasip bir
üslupla yüzüne, iyiliklerini ve güzel taraflarını da
arkasına söylemeye gayret ediniz. Tersini yapan dostuna
kötülük yapmış olur. Ne ki teşvik ve takdir için
olacaksa Allah'tan nefsini şımartmaması niyazıyla
iyilikleri yüzüne karşı söylenebilir.
121. Topluma mâlolmuş mü'rninleri
eleştirirken adil ve mutedil olunuz. Onların iyi
yanlarının da olduğunu akıldan çıkarmayınız.
Eleştirinizi şahıslara değil hatalara teksif ediniz.
Ancak eleştirdiğiniz kişiden başkalarının zarar
göreceğinden eminseniz onun adını açıklamanızda bir beis
yoktur. Çünkü mü'mini maddi ve manevi bir zarara
uğramaktan korumak da sizin kardeşlik görevleriniz
arasındadır.
122. Bir kardeşinizi yüzüne karşı tenkid
etmenin edebi, gıyabında onun için dua ve istiğfar
etmenizdir. Bunu yapabiliyorsanız onu eleştirme hakkını
da elde etmişsiniz demektir. Böyle yapmak sözünüzün onun
üzerindeki etkisini artıracaktır. Sözü biz söyleriz,
tesirini Allah halkeder.
123. Dininize karşı değil ama dünyanıza ve
nefsinize karşı yapılanlar karşısında hoşgörülü olunuz.
Sevgili Efendimiz'in buyurduğu gibi: "Hoşgörülü ol ki
hoşgörülesin." Bir hatayla adam asanlardan olmayınız.
Unutmayınız ki siz de insansınız ve insanlar hata yapan
yaratıklardır.
124. Mü'mine, Allah'tan daha kahredici
(Kahhar) pozlarına bürünmek yakışmaz. Tıpkı Allah'tan
daha merhametli (Rahim) pozlarına bürünmenin
yakışmayacağı gibi. Kul bağışlamayı Allah'tan öğrenmeli
ve Rasul Aleyhisselam'ın buyurduğu gibi "Allah'ın
ahlakıyla ahlaklanmalı"dır.
125. Ancak dininize yapılan hakaret ve
tecavüzleri hoşgörme hakkına sahip değilsiniz. İnsan
ancak kendi nefsine yapılan tecavüzü hoşgörebilir. Allah
adına, Allah'ın dinine yapılan tecavüzü hoşgörmeye
kalkmak, haddi aşmaktır.
126. İnandığınız değerler, insanlığın
değişmez değerleridir. Onlara hakaret edildiğini
gördüğünüz zaman, gücünüz neye elveriyorsa o şekilde
protesto ediniz. İnandığı değerlere hakaret edilmesini
sineye çeken insan, haysiyet ve şereften yoksun
insandır.
127. Celadetli olunuz. Asrımızın en büyük
eksikliği celadet yokluğudur. İlim celadetle
taçlandığında fazilettir. İnandığı değerler uğruna yeri
gelince Sokrates gibi baldıran tasını tepesine
dikemeyenler, ilimlerinin ve imanlarının namusunu feda
etmişlerdir.
128. Geçim ehli olunuz. Dirliksiz olmayınız.
Birlikte yaşadığınız insanlar sizinle birlikte olmanın
tadına doyamasınlar. Onlara "illallah" çektirmeyiniz.
Sizinle bir müddet birlikte yaşayanlar o anları hayırla
yâdetsinler. Etrafındaki insanları kırıp geçirenler,
ömür boyu dost kıtlığı çekmeye mahkûm olurlar.
129. İnsanlarla muamelenizde haşin ve gaddar
değil, müşfik ve mülayim olunuz. Kahır çekiniz ki
kahrınız çekilsin. "Sıkıntıya gelemeyen" dünyada
yaşamamalıdır. Mü'min olmak "sıkıntıya gelememek" değil
"sıkıntıya aday olmak"tır. İncitmemekten daha önemlisi
incinmemektir. Bunu becerebilen ancak kâmil bir ahlâka
sahip olan insanlardır. İncitmemek her kişi kârı,
incinmemek ise er kişi kândır.
130. Fedakâr ve vefakâr olunuz. Mü'minler
birarada yaşamaya mecbur ve mahkûmdurlar. Birarada
yaşamanın olmazsa olmazı "fedakârhk"tır. Hiçbir şey
bedelsiz değildir. Hele dost kazanmak hiç... Kardeşini
nefsine tercih etmek "îsâr"dır. Îsâr sahibi
olabilmek, erdemlerin en yücelerindendir.
131. Diğergam olunuz, hodgam olmayınız. Eğer
insanlar inandıkları bir dünyayı rahatlarından,
servetlerinden, konforlarından, hayatlarından fedakârlık
yapmadan kurabileceklerini düşünüyorlarsa koskoca bir
insanlık tarihi onları yalanlayacaktır. Batıl ehlinin
batıl davası için yaptığı fedakârlığı, hak ehli hak
davası için yapamıyorsa zaferden söz etmesi de abes
olacaktır. Çünkü hayatın en değişmez yasasıdır: "İnsan
için ancak çalışmasının karşılığı vardır." Kur'an böyle
buyurmaktadır. Buradaki şart "çalışmak"tır. Bir insanın
Hak'ta oluşu, yatışına mazeret olamaz. Kazananlar,
çalışanlar olacaktır.
132. Mütecessis olmayınız. Israrla
Mü'minlerin kusurlarını araştırmak, onları küçük
düşürmek için ayıplarını ortaya dökmek, Allah'ın
yasakladığı bir davranıştır. Mü'min, kardeşinin
kusurlarım ortaya döküp onu rezil eden değil, o
kusurları düzeltip onu aziz edendir. Unutmayınız ki
Allah'ın güzel isimlerinden biri de "Settar: Ayıpları
örtüp, kapatan "dır. Başkalarının açığını yakalamaktan
zevk alan tipler marazi tiplerdir. Bu tipler kendi
kusurlarını örtmek için başkalarının 'daha kusurlu'
olduğunu isbat etmeye bayılırlar. Öyle olmayınız ve öyle
olanlarla dostluk kurmayınız. İyi biliniz ki
başkalarının kusurları ve yanlışları, sizin meziyet ve
doğrularınız olamaz.
133. Meclis emanettir, ihanet etmeyiniz.
Mecliste konuşulanlar arasında hususi olanları
sağda-solda satmayınız. Nur Suresi 62. ayette belirtilen
meclis adabına riayet ediniz. Sohbet esnasında
girdiğiniz mecliste bulduğunuz en münasip bir yere
oturuveriniz. Sohbetin akışını bozucu tavırlardan uzak
durunuz. Sohbetin akışını zedelemeyecekse girerken izin
isteyiniz. Eğer gösterilmişse, gösterilen yere oturunuz.
134. Bir mecliste gündemi iyice kavramadan
söze girmeyiniz. Meclise gelen ilim ve irfan sahibi,
yaşlı ve hasta kişilere yer veriniz. Bu bir feragat,
dolayısıyla tasadduktur. Meclisten izin istemeden
kalkmayınız. Her mecliste sohbete başlarken Kur'an'dan
bir sure ve dua ile başlamayı, bitirirken de istiğfar
ile bitirmeyi itiyad haline getiriniz. Biliniz ki Nebi
Aleyhisselam böyle yapardı. Bu, meclisin manevi havasını
etkileyecek, unutulan bir sünnet ise ihya edilmiş
olacaktır.
135. Bu meyanda insanların ızdıraplarına
ortak olunuz. Hastaları ziyaret ve teselli ediniz.
İnsanlığımızın, İslamlığımızın ayrılmaz bir parçası
olduğunu unutmayınız.
136. Yürek avcısı olunuz. İnsanlar zor
zamanlarda yapılan iyilikleri unutmazlar. Böylesi hassas
zamanlan kollayınız ve gönüllerde kendinize yer
ayırınız. Yetimleri, öksüzleri, garipleri, dulları ve
kimsesizleri görüp gözetiniz. Unutmayınız ki her
toplumda bu zümreler İslam'ın doğal müttefikidirler. Ve
yine unutmayınız ki içinde yaşadığımız toplumdaki
mustaz'aflan korumak, inancımızın bize yüklediği bir
görevdir.
137. İçinde yaşadığınız toplumda ezilen
insanların sözcüsü ve gözcüsü olunuz. Onları dinin
değişmez değerleriyle motive ediniz. Dertlerini dinleyip
sofranızı onlarla paylaşınız. Sürekli toplumun varlıklı
kesimlerine hürmet etmek, yoksulla varsıl arasında saygı
ve hürmette ayrıcalık yapmak, Allah'ın nefret ettiği
tavırlardır. Bunu "hizmet", "dâvâ" vs. gibi bahanelerle
dahi olsa yapmayınız. Bunu yapmak "Yahudileşmek"tir. Bu
iğrenç davranıştan şeytandan kaçar gibi kaçınınız.
BAŞA DÖN
*
Adalet
*
138. Adil olunuz. Adalet hükmün ve yönetmenin
ruhudur. Gerek nefsin, gerek dostun, gerek düşmanın
hakkında hüküm verirken şiarınız "adalet" olsun. Adil
olma vasfını yitiren emniyet ve güvenilirliğini
yitirmiştir. Bunları yitiren ise sadece ismen
"mü'min"dir.
139. Adil olmak hikmeti gerektirir. Karşıtı
zulümdür. Zulüm bir şeyi yerinden etmektir. Hikmetse bir
şeyi yerine koymaktır, İnsanlar adaletsizliği, daha çok
sevdiklerine ve kızdıklarına karşı yaparlar. Sevdikleri
zaman onun hatalarını görmez, göremez ve tabiatıyla
düzeltemezler. Kızdıkları zaman da o kimsenin iyi
taraflarını görmezler, göremezler ve dolayısıyla örnek
alamazlar. Her ikisi de adaletsizliktir, dengesizliktir.
Gözü kör eden bir sevgi ya da nefret, sahibi için onmaz
bir felakettir.
140. Kimliği ne olursa olsun mazlumu
savunmayı hayatınızın en değişmez şiarları arasına
yerleştiriniz. Adalet tutkunuz, itidal düsturunuz,
hakikat taassubunuz, zulüm düşmanınız, zalim hasmınız
olsun.
141. İlle de zalim ve mazlum olmak gibi iki
seçenekten birine zorlanmışsamz zalim olmayı değil
mazlum olmayı seçiniz. "Bizden" gerekçesiyle zalimi
savunup zulmü onaylamayınız, isterse kardeşiniz olsun.
"Onlardan" gerekçesiyle zulme duyarsız kalmayınız,
isterse düşmanınız olsun.
142. Elinizin altındakilere karşı âdil
olunuz. Patronsanız adalet servetinizin temeli,
rnalikseniz adalet mülkünüzün temeli, aile reisiyseniz
adalet ailenizin temeli, imamsanız adalet cemaatinizin
temelidir.
143. "Zalimse de mazlumsa da kardeşinize
yardımcı olunuz." Mazluma yardımcı olmak ona yapılan
zulme engel olmaktır. Zulmeden kardeşiniz ise ona nasıl
yardımcı olursunuz? Elbette onun zulmüne engel olarak.
Bu, kardeşlik görevinizdir.
144. Zulme seyirci ve sessiz kalmak Peygamber
diliyle "şeytan" olmaktır, hem de "dilsiz şeytan"...
Dilsiz şeytan olmaya rıza göstermeyiniz. Unutmayınız ki
zaruret halinde İslam haddi aşmadan içki içmeye de,
domuz eti yemeye de ruhsat vermiştir. Ama zaruret
halinde zulme izin vermemiştir. "Devletin bekası için"
işkenceyi mazur gösterenler, Allah'ın gazabına uğrarlar.
Allah bir kutsi hadiste "Zulmü kendime bile haram ettim"
buyurmaktadır.
BAŞA DÖN
*
Müslüman ve Çevre
*
145. Kötü çevreden yılandan sakınır gibi
sakınınız. Unutmayınız ki kötü çevre, engerek yılanından
daha beter zehirler.
146. İnsan hayatı her zaman sakin değildir.
Bazen bu denizde fırtınalar kopar. Böylesi durumlarda
size, sığınılacak bir liman olacak dostlar edininiz.
Öyle dostlar ki? düştüğünüzde kaldıracak,
tökezlediğinizde tutacak ve hatta dizleriniz tutmaz
olduğunda sırtına alacak...
147. Bireysel saldırıya bireysel savunma
yapabilirsiniz. Ancak toplumsal saldırıya karşı bireysel
savunma işlemez. Toplumsal savunma yapabilmek için
karşı-toplum oluşturmak zorundasınız. Caddelerin,
yığınların ruhunuzun üzerindeki olumsuz etkisinden
arınmak için, vizesiz, pasaportsuz kendinizi kaldırıp
atacağınız gönül okyanusları tedarik ediniz.
148. Müslüman girdiği çevreye uyan değil,
girdiği çevreyi inancına uydurandır. Bu anlamda etken ve
etkin insandır. Eğer etken olabiliyorsanız, imanınız
iktidarda demektir.
149. Kötülüğü yaşayarak öğrenmeye
kalkmayınız. Bu, ölümü denemeye benzer. "Bir kez ölümü
deneyeyim, eğer hoşuma gitmezse bir daha ölmem"
diyemezsiniz. Günah denenmez. Herkes için kötü olan,
sizin için de kötüdür. Kötünün ve iyinin belirlenmesinde
Allah'a itimadınız tam olsun. Zaten iman da bu değil
midir?
150. Sadece insanî değil tabiî çevrenize de
ihtimam gösteriniz. Biliniz ki tabiatla aynı dine
mensupsunuz. Onlar şuursuz din kardeşlerinizdir. Bir
ağacı keserek kıyamına, gereksiz yere zararsız bir
hayvanı telef ederek rükuuna, bir bardak suyu israf
ederek secdesine engel olmayınız. Doğal çevre Allah'ın
size emanetidir, ona ihanet emeyiniz.
151. Dünyadaki tüm rezervler gerçek bir
"rızık"tır. Rızkınızı kesbetmek helal, israf etmek
haramdır. Irmak kıyısında abdest alırken dahi suyu israf
etmemeyi öğütleyen bir din olan İslam'ın bu
hassasiyetinin dünyevi hikmeti, tüm nüfusu yaklaşık 80
milyon olan 1400 yıl önceki dünyada bilinemezdi. Bu
hikmet günümüzde olanca çıplaklığıyla kendini
göstermektedir. Öyle ki, parasını ödeyerek dahi olsa,
bir İstanbullu'nun israf ettiği bir kova su, bir başka
ailenin hakkına tecavüz olabilmekte, dolayısıyla israfın
haramlığının hikmeti hayatımızda tecelli etmektedir.
BAŞA DÖN
*
Şahsiyet
*
152. İradeli olunuz. Biliniz ki nefsin, heva
ve heveslerinin dizginidir irade. İradesine sahip
olamayanlar, heva ve heveslerinin kulu, arzu ve
tutkularının esiri olurlar. Tutkularınız bileğinize
kelepçe, boynunuza zincir, ayağınıza prangadır.
153. Hiçbir şeyin tiryakisi olmamaya dikkat
ediniz.Tüm tiryakilikler ve "koliklikler" birer
tutkudur. İradeyi zaafa uğratırlar. Bazı şeyleri
kullansanız dahi tiryakisi olmamaya özen gösteriniz.
Tiryakilik, kişiyi tiryakisi olduğu şey konusunda irade
zaafiyetine götürür. Tutkuya dönüşen her heva kısa
zamanda "ilah"laşır. Kur'an'ın "hevasını tanrı edineni
görmedin mi?" buyurduğu gibi o da tutkusunu tanrı
edinir.
154. Mütereddit ve şüpheci olmayınız. Hele
hele kişinin inandığı değerlerde tereddüt etmesi bir
akide zaafıdır. Kötü karar her zaman kararsızlıktan
iyidir. Bir iş yapmaya azmetmişsen "Allah de, gerisini
bırak." Yine Kur'an'ın dediği gibi "Bir işe azmettinse
Allah'a dayan ve yürü." "Allah kuluna yetmez mi?" Hz.
Ali'nin dediği gibi; "sen değil dağlar sallansın",
sallandı da. Çünkü vahiy gibi dağlan toz-duman eden bir
ilahî sorumluluk insan olarak senin omuzlarındadır.
155. "Gevşemeyiniz, üzülmeyiniz. Eğer
inanıyorsanız, mutlaka siz üstünsünüz." Eğer doğru
olduğundan eminseniz "bismillah" deyip yürüyünüz.
Arkanızdan kimlerin gelip-gelmediği önemli değil. Hz.
İbn Mes'ud'un dediği gibi "cemaat, hak üzere olandır,
isterse bir kişi olsun."
156. Ahde vefa gösteriniz. Kaça mâlolursa
olsun verdiğiniz sözü bozmayınız, bozacağınız sözü
vermeyiniz. Ashabına karşı çok şefkatli olan Nebi'nin
tavırlarını hatırlayınız. Hudeybiye'yi ve Ebu Cendel'i
hatırlayınız. O, kendi aleyhine de olsa anlaşma
maddelerinden birini teşkil eden bir ahdi orada
uygulamış, içi kanaya kanaya sözünü yerine getirmişti.
Oysaki o söz, bir müşriğe verilmişti. Kur'an'da
mü'minlerin özellikleri anılırken Rabbimiz "onlar ki
emanetlerine ve sözlerine riayet ederler" buyurmaktadır.
157. İnsaflı olunuz, zira "insaf dinin
yarısıdır." Unutmayınız ki insaflı olmayana insaflı
olunmaz, merhamet etmeyene de merhamet olunmaz. İnsafı
elden bırakanlar, mazlumken zalim konumuna düşebilirler.
Nebi'nin tavsiyesi gereği "Allah'ın ahlakıyla
ahlaklanmak" istiyorsak, Rahman ve Rahim sıfatlan bizde
de tecelli etmeli.
158. Kızdığınız zaman kendinize hakim olunuz.
Allah Rasulü'nün buyurduğu gibi: "hasmını yenen
pehlivan, kızdığı zaman nefsine hakim olandır." Gazap ve
sinir bastığı zaman bu iki ateşi abdest ve namazla
söndürünüz. Unutmayınız ki gazapda Allah'ın derecesine
ulaşamazsınız, o halde Allah'ı kızdırmaktan korkunuz.
Onunla her alanda olduğu gibi gazap konusunda da
ayaklaşılamayacağını aklınızdan çıkarmayınız.
159. Bir mü'minin size karşı yaptığı hatayı
küçük, sizin başkalarına karşı yaptığınız hatayı büyük
görünüz. Başkalarının size yaptığı iyiliği büyük, sizin
başkalarına yaptığınız iyiliği küçük görünüz. Bu
meziyettir. Şeytanın dürbünü vardır. Kardeşiniz size
karşı bir hata yaparsa ya da siz başkalarına ikram
yaparsanız, şeytan dürbününün büyülten tarafını gözünüze
dayar. Yok eğer kardeşiniz size bir iyilik yapmış ya da
siz ona karşı bir hata yapmışsanız, bu kez şeytan
dürbünü ters çevirip küçülten tarafını gözünüze dayar ki
senin karşı tarafa yaptığın hatayı ya da karşı tarafın
sana yaptığı ikramı küçük göstersin.
160. Şeytanın dürbününü aradan kaldırınız.
Olaylara en azından çıplak gözle bakmayı deneyiniz. O
zaman vardığınız sonuçların ve hükümlerin abartılı
olduğunu hayretle göreceksiniz.
161. Faal olunuz. Uyuşuk ve pısırık
olmayınız. İyi biliniz ki tarihi, kalabalıklar değil,
her toplumun içinden çıkan faal ve çalışkan insanlar
yazmaktadır. Siz de insanlık tarihi içerisindeki
rolünüzü Yaratıcınızın sizin için yazdığı senaryoya
uygun olarak oynayınız.
162. Edilgen değil etken olunuz. İslami
olmayan ortamlarda etken olamıyorsanız hiç olmazsa
yalıtkan olunuz. Unutmayınız ki Müslüman, içine girdiği
ortama uyan değil, ortamı kendi inancına uydurandır.
163. Allah için bir hizmet verileceği zaman
ilk atılan gönüllü siz olunuz. Ancak ödül dağıtılacağı
zaman, hediye verileceği zaman ilk atılan siz olmayınız.
Rableri için çalışanlar, O'nun katında en güzel ödül ile
ödüllendirileceklerinden emin olmalıdırlar.
164. Niteliksiz ve sıradan olmayınız.
Kalifiye ve mütehassıs olunuz. Alanınızda ikinciliğe
razı olmayınız. Hep arayan biri değil 'aranan' biri
olunuz. İhtisasa hürmet ediniz ki başkaları da sizin
ihtisasınıza hürmet etsin. İhtisasa hürmet İslami bir
şiardır.
165. Yaptığınız işin en iyisini biliniz ve
iyisini yapınız. Müslüman kimliğiniz işinize, eşinize,
aşınıza özetle herşeyinize yansımalıdır. Herkesin
hobisi, özel zevki olabilir. Herkes ayrı bir şeyden
hazzedebilir. Ancak mü'minin hobisi, özel zevki, insana
hizmet olmalıdır.
166. Hiçbir alanda ikinciliğe razı olmayınız.
Müslümana yakışan meşru her alanda birinci olmaktır.
Mesleğinizi öyle iyi icra ediniz ki, inancınızın
düşmanları dahi "galiba bu mesleği iyi icra edebilmek
için onun gibi inanmam gerek" desin.
167. İnancınıza küfredilen, dalga geçilen
yerlerde durmayınız. Allah'ın kitabında belirttiği gibi
o meclisi protesto ediniz. Siz de başkalarının inancına
küfretmeyiniz. İnsanlar ya dinde kardeşiniz, ya
insanlıkta eşinizdir. Dinde kardeşiniz olanla akide ve
insaniyet gibi iki bağınız, olmayanla yalnızca insaniyet
bağınız vardır. Bu bağlar muhteremdir. Bunların
ihtiramına riayet ediniz. Akidenizin düşmanları dahi
sizin insaniyetinize laf atamasın ve takdir etmek
zorunda kalsın.
168. İnsan olmak ayıp değildir; melek olmaya
çalışmayınız. Aslolan hata yapmamak değil, hatada ısrar
etmemektir. Hatayı itiraf erdemdir. Hiç bir hata, hatayı
savunmaktan daha büyük olamaz. Şeytanı şeytan eden
hatası değil, hatasını savunmasıydı.
169. Kötü alışkanlıklardan, sizi hafif
düşürecek, imanınızın vakarını zedeleyecek sulu
davranışlardan uzak durunuz. Müslüman toplumda saygı
uyandıran insandır..
BAŞA DÖN
*
Asabiyet
*
170. Asabiyet dahimizin bulunmadığı bir
özelliğe dayanarak üstünlük iddia etmektir. Irk
asabiyetine ırkçılık, ulus asabiyetine milliyetçilik,
kabile asabiyetine kabilecilik, devlet asabiyetine
devletçilik, toprak asabiyetine toprakçılık denilir.
Bunlar ne övünülecek, ne yerinilecek şeylerdir. Bir
vatanda dünyaya gelmeyi, bir dili konuşmayı, bir ırka,
bir kabileye, bir soya mensup olmayı kişinin kendisi
seçmez. Kişinin seçiminde söz hakkı olmayan bir şeyle
övünmesi ise ahmaklıktır.
171. Efendimiz Aleyhisselam "Kim asabiyete
çağırırsa, o bizden değildir" buyurmaktadır. Taassup
gözü kör, kulağı sağır, düşünceyi felç, imanı tahrif
eder.
172. Meşru olmayan taassup adaletin
düşmanıdır. Mutaassıp, âdil ve mutedil olamaz. Çünkü
taassubun kendisi bir aşırılıktır, zulümdür.
173. Allah ve Rasulü dışındaki herhangi bir
kimseye meşru sınırlar içerisinde itaat ve bağlılık
elbette taassup olarak adlandırılamaz. Ancak bu bağlılık
"akıllı itaat" değil de "körü körüne itaat" ise, o zaman
taassup kapısı açılmış demektir. Öndekinin ayağı kayıp
yere düşse, onun ardındaki körü körüne itaat edenler,
secdeye kapandı diyerek kendilerini kaldırıp yere
atarlar. Halbuki onlara düşen "düşme"yi "secde etme"
olarak yorumlamak değil, düşeni tutup kaldırmaktır.
174. Taassuptan kaçınma adına İtikadı hünsa
olmayınız. Dini hissiyatı hem özünüzde, hem toplumunuzda
diri tutmaya çaba gösteriniz. "İman ettim" demek "mutlu
oldum" demektir. Çünkü İslam mutluluğun öbür adıdır.
Onun tüm kuralları insanın ebedi saadetini temin
içindir. O halde bu mutluluğu yaygınlaştırınız. İslam'ın
sınırlarını çiğnemeyi, insanın mutluluğuna doğrulan bir
tecavüz biliniz. Bu tecavüzü önlemek, insanı sevmek,
onun mutlu olmasını yürekten istemek demektir. Bu
nedenle Allah'ın emir ve nehiylerinin şahsınızda,
toplumunuzda yaygınlaşmasına ve ikamesine çalışınız.
175. Yobazlıkla dindarlığı birbirine
karıştırmayınız. Allah'ın hudutlarının çiğnenmesine göz
yummayınız. Bu bir iman zaafıdır ki sonu nifaka çıkar.
Küfrün ekmeğine yağ sürecek hiçbir şey yapmayınız ki
insanın mutluluğuna bir darbe de siz vurmuş olursunuz.
176. Hakkı haykıranları küçümseyici ve
horlayıcı tavırlara girmeyiniz. Zor zamanlarda hakkı
haykıran Allah erlerini "hızlılık" ve "aşırılık"la
suçlamak çok ucuz ve iğrenç bir savunma yöntemidir.
Elbet bu yolda, yürüyenlere göre koşanlar, oturanlara
göre yürüyenler 'hızlı' olarak adlandırılacaktır.
Koşanları "hızlı" ya da "aşın" olmakla suçlamak,
yatanların ya da oturanların kendi suçlarına kılıf
bulmak için icad ettikleri bir ucuz savunma yöntemidir.
177. Tek taassubunuz olsun: Hakikat.
Nefsinizin hoşuna gitmese de haktan, haklıdan ve
hakikatten yana olunuz. Eğer hakkı desteklemekle
birileri size düşman olacaksa varsın olsun. Unutmayınız
ki insanlık tarihi haktan yana olanlarla, batıldan yana
olanların birbirlerine dost olduğuna birkez bile şahid
olmamıştır. Hakla batılı aynı bünyede barındırmak
istemenin dini literatürdeki adı "şirk"tir, bunu iyi
biliniz.
178. Hakkı savunmanın, haklıdan yana olmanın
bir bedeli olduğunu, hiçbir zaman aklınızdan
çıkarmayınız. Batılı savunmanın bile bir bedeli varken
hakkı savunmanın bir bedeli olmasın mı? Hiç bir hakikat
yoktur ki onu savunmak savunana külfet getirmesin. Eğer
hakkı savunuyorsanız tarih boyunca olduğu gibi bunun bir
bedeli olduğunu, yeri gelince bu bedeli ödemekten geri
durmamanız gerekliğini unutmayınız.
BAŞA DÖN
*
İnfak
*
179. İnfak ediniz. Kur'an, iman ve namaz'dan
sonra üçüncü olarak infakı sayar. Allah insanları
mallarıyla ve canlarıyla sınamaktadır. Mal sınavını
geçemeyenler, can sınavına girmeye hak
kazanamayacaklardır. Tıpkı Kabil gibi. O, mal sınavını
veremedi ve kaybetti. Habil ise mal sınavını verince can
sınavına girdi ve onu da kazanarak "şehadetname"sini
aldı.
180. İnfak Kur'an'da Allah için vermenin
genel adıdır, înfakın farz olanına zekat, nafile olanına
tasadduk denilir.
181. Verebildiğiniz şey sizindir. Çünkü insan
ancak sahibi olduğu şeyi verebilir. Eğer veremi-yorsan
sen malın değil, mal senin sahibindir. İslam'ın hakim
olduğu toplumda mü'minler kırkta bir zekat vermekle
yetinebilirler. Ancak İslam'ın mahkum olduğu toplumlarda
bir varlıklı Müslüman sadece kırkta bir zekatını
vermekle yetinmemelidir. Sahabe kırkta bir zekata
"Zekatu'1-Bahil: cimrinin zekatı" derlermiş. İslam'ın
tüm yükünü mü'minlerin omuzladığı böylesi zor zamanlarda
mü'minler içerisinden Asr-ı Saadet insanı gibi beşte
bir, hatta Ka'b b. Malik ve diğer bazı sahabiler gibi
ikide bir verebilenler çoğalmalıdır.
182. İnfak edince azalacağını zannetmeyiniz.
Allah için verdiğinin şuurunda olan, Allah'ın
karşılığını kat kat vereceğini de bilir.
183. Kur'an'da iman ve namazdan sonra infak
zikredilir. Kur'an infaktan o kadar çok söz eder ki,
"vahiy insana Allah yoluna vermeyi öğretmek için
gelmiştir" dense yeridir. İnfak, kişinin Allah'ı
kazancına ortak etmesidir. Geliri artırmanın en kesin ve
akıllı yolu Allah yolunda harcamaktır. Allah yolunda
harcamak, eksiltmek değil çoğaltmaktır;
deneyebilirsiniz.
184. Bollukta da veriniz darlıkta da. Hatta,
işini bilenler, asıl muhtaç oldukları zaman infak
ederler. Vermek için zengin olmayı bekleyenler hiç
veremeyecekler demektir. Yokluk sırasında veremeyenler
varlıkta hiç veremezler. Hem, vermenin artırdığına
inananlar en muhtaç oldukları zamanda verirler. Bilir ve
inanırlar ki, verdikleri kendilerine kat kat iade
edilecektir,
185. Denge, yaratılışın sırrıdır. Denge,
mahlukatın tâbî olduğu en büyük kanundur. Denge,
sünnetullahtır. Kâinat ilâhi bir denge üzerinde hareket
etmektedir.
186. Duygu, düşünce ve eylem dengesini
bozmayınız. Dengesizliğin kozmik karşılığı kıyamettir.
Ferdi dengesizlik ferdin kıyametini, sosyal dengesizlik
toplumun kıyametini getirir.
187. Hepiniz Müslüman olarak Allah'ın "Selam"
isminin bir tecellisi olarak yaradılışın kanunu kıldığı
dengeyi korumakla görevlisiniz. Tarih, dengeyi
bozanlarla dengeyi korumak isteyenler arasındaki ölümsüz
mücadelenin adıdır. Peygamberler, İlahi dengeyi tavır ve
davranışlarıyla sembolleştiren ideal örneklerdir.
Kitaplar, denge öğretisinin İlahi metinleridir.
188. Evrensel olanla bölgesel olan arasındaki
hassas dengeyi koruyunuz. Bölgenizde olup bitenlerle
ilgilendiğiniz gibi üzerinde yaşadığınız ve size emanet
edilen dünyada neler olup bittiğiyle de ilgileniniz.
189. Aynen bunun gibi güncel olanla olmayan
arasındaki dengeyi de koruyunuz. Günlük hadiseleri
yorumlarken güncelin etkisinde kalarak değil, o
hadiselerle, zamanın ve zeminin değişmesiyle değişmeyen
sosyal, siyasal ve evrensel kanunlar arasındaki ilişkiyi
bularak sonuca gidiniz. Bunun için de iki şeyi çok iyi
biliniz: I) Özel ve genel tarihinizi, II) Sünnetullah
dediğimiz evrensel yasaları.
BAŞA DÖN
*
Maişet
*
191. Ne kadar varlıklı olursanız olunuz yine
de bir meslek ve zenaatiniz olsun. Hele memursanız bunu
boynunuza bir borç biliniz. Ve yine biliniz ki "cici
efendiler" sizi birgün yarı yolda bırakabilirler. İşte o
zaman rızık korkusuna, ekmek kaygusuna düşmezsiniz.
192. Aldığınız sürece kalınız, vermeye başladığınızda
terkediniz. Oraları "rızkın dar kapısı" kabul ediniz.
Verdiğiniz taviz, aldığınız maaşı kat kat katlıyorsa siz
zarar ediyorsunuz demektir.
193. İslami olmayan ortamlarda diken üstünde oturur gibi
oturunuz. Akidenizle çatışan bir göreve ucunda hazine
olsa iltifat etmeyiniz. Unutmayınız ki imanı vererek
yapacağınız bir alışverişten mutlak iflas ile
çıkarsınız.
194. Üzerinize aldığınız bir görevi mii'minin şanına
yaraşır bir biçimde yerine getiriniz. Değil dostlarınızı
düşmanlarınızı dahi kendinize gıbta ettiriniz. İşinizi
ciddiye alınız. Unutmayınız ki işini ciddiye almayanı
kimse ciddiye almaz.
195. Yaptığınız işin hakkını veriniz. Şahsi menfaatiniz
için inancınıza laf getirmeyiniz. İzzetini ilk
savunacağınız ve koruyacağınız şey nefsiniz değil
dininiz olmalıdır. Töhmet makamında bulunmayınız. Bazı
şeyler 'liaynihi' yasak olmamakla birlikte töhmete
vesile olacağı için ligayrihi' yasak olurlar. Bazı
şeyler de vardır ki eskilerin deyimiyle "şüyuu vukuundan
beter"dir. Yani duyulması o şeyin gerçekleşmesinden daha
kötü sonuçlara yol açar. Böylesi bir duruma düşmekten
sakınınız.
196. Hayatın dağdağası altında imanınızı ezdirmeyiniz.
Gündelik sorunların eline imanınızı vermeyiniz. Aksine
gündelik sorunlarınızı imanınızın eline veriniz, korun
üstündeki kar gibi eridiğini göreceksiniz.
197. Hayatın elemleri ve çilelerine karşı dayanıklı
olunuz. Unutmayınız ki "irade/hilafet" emanetini dağlar,
yerler ve gökler reddederek insan kabul etmiştir. O
halde "sen değil dağlar sallansın."
198. Bir Arap kelam-ı kibarında: "Men amene bi'l-Kader/
Emine mine'l-keder: Kadere iman eden/ Kederden emin
olur" denilir. Kadere iman etmek demek, tesadüfü inkar
etmek demektir. Kader ölçüdür, İlahi ölçü. Bu ölçünün
dışında hiçbir şey gerçekleşmez. Bu inanç düdüklü
tencerenin düdüğüne benzer. İçi alev alev kaynasa da
patlamaz. İşte mü'minin farkı buradadır.
199. Hayatın acıları karşısında pes etmeyiniz. İyi
biliniz ki hiç bir acı sonsuz değildir. Çektiğiniz
ıstıraptan kaburga kemiklerinizin erir gibi olduğunu
görseniz bile Hak dostunun şu manzumede ifadesini bulan
tavrını sergileyiniz:
"Kara gün kararıp kalmaz
Dayan Allah de Allah de
Hangi akşam sabah olmaz
İnan, Allah de Allah de"
200. Hayatın acılarından ders çıkarmaya bakınız.
İnsanları sevinçler değil kederler eğitir. İnsanın
başına gelen hadiseler birer "İlahi mesaj", birer
"ayet"tir. Onları doğru okumaya çalışınız. "Allah bu
olay içerisinde bana hangi mesajı iletti?" diye sorunuz
kendi kendinize. Unutmayınız ki acı ilaç içmeden tatlı
şifa bulunmaz.
201. Izdırap, kömürü elmas eder. Hayatta hiç sıkıntı
çekmeyen insan, firavunun sünnetine tabidir. Keçe
dövüldükçe sertleşir, samur kürk kamçı yedikçe
güzelleşir. Başına hiçbir sıkıntı gelmeyen mü'min
Allah'ın kendisini unuttuğundan korkmalıdır. Mü'min ve
Zaman
202. Verdiğiniz sözden caymayınız, cayacağınız sözü
vermeyiniz. İyi biliniz ki "el-Va'du ke'ddeyn: Vaad,
borç gibidir." Vaadinden cayan, borcunu ödemeyen
gibidir. Bu nifak alametidir. Zaten münafık da emin olma
vasfını kaybeden insan değil midir?
203. Randevularınıza ihtimam gösteriniz. Randevuya geç
gelmek, saat verilmiş bir buluşmayı ve toplantıyı
geciktirmek çağın insanının tabiatı halini almıştır.
Sözünde duranların zarara uğradığı bir eyleme zulüm
karışmış demektir. Bu hastalığın insanlar arasında
meleke halini alması sadakatin değil 'yalan'ın teşvik
görmesi anlamına gelir.
204. Vakit hayattır. Zamana kıyan kendisine kıyar. Kendi
vaktinizi öldürmeye bile hakkınız yokken başkasının
vaktinin katili olmaya nasıl hakkınız olabilir? Vakit,
ibadetlerin imamesi olan namazın şartlarından biridir.
Her namaz vakti Allah'ın verdiği bir randevudur. Bununla
Rabbimiz bize zaman şuuru kazandırmaktadır. Zaman şuuru,
zamanın farkında olmak, onun değerini bilmek ve israf
etmemek, onu yerli yerinde kullanmaktır. Zaman, insana
verilen en kıymetli "rızık"tir. Her rızık gibi mahduttur
ve hesabı sorulacaktır.
205. Saat kullanınız. Saati kolunuzda bir süs gibi değil
size yaşadığınızı duyumsatan, öleceğinizi hatırlatan,
her saniye kapınızı çalan bir zaman habercisi gibi
kullanınız. Günlük planınızı • yaparken dakikalarla
konuşunuz. Gerçekte gece ve gündüzün birbiri ardınca
gelişinin, ayın geçirdiği evrelerin, yılın mevsimlerinin
insana vermek istediği şuur "zaman şuuru"dur. Her gün,
insana ölüp yeniden dirileceğini haber verir. Her doğan
yeni ay, insana ölüp dirileceğini haber verir. Yazı ve
kışı, baharı ve güzüyle her yıl insana hayatın da
mevsimleri olduğunu haber verir. Bunlar zaman üzerine
yazılmış kevni ayetlerdir.
206. Bir de Kur'anî ayetler var: "vel'asr: zamana yemin
olsun", "velleyl: geceye yemin olsun ...", "vennehar:
gündüze yemin olsun", "vedduha: kuşluğa yemin olsun ",
"velfecr: fecre yemin olsun...", "veşşefak: şafağa yemin
olsun...", "vessubh: sabaha yemin olsun..." Bütün bu
ilahi yeminler en büyük nimetlerden biri olan zamana
çekilen dikkattir. Allah'ın bunca dikkat çektiği şeyi
önemsememek ise gafletin ta kendisidir.
207. Bir görevi yapmaya "zaman bulamadım" mazeretini
ileri sürenlerin ilk dikkat edecekleri nokta zamanı
israf edip etmedikleridir. İsraf edilen herşey gibi
zaman da israf ediliyorsa bereketi kaldırılır. Birşeyden
ki bereket kaldırılmışsa, bir saatlik işi bir günde
yapar, adınızı da çalışkan koyarsınız. Aslında
ziyandasınız da farkında değilsinizdir. Dahası
zamanınızın bereketi alınmıştır. Biliyorsunuz her nimet
"şükredildiğinde artırılır". Allah'ın iki ismidir
"Gâbıd: daraltan" ve "Basit : genişleten". Zamanınızı da
daraltır ve genişletir.
208. Zamanın hakkını veren insanların küçücük bir ömre
kocaman şeyler sığdırdığım hayretle görürsünüz. Bunun
sun işte burada yatmaktadır.
209. Batı medeniyeti "akşamcıdır". İnsanları gece yarısı
yatırıp kuşluk vakti kaldırır. İslam medeniyeti ise
"sabahçıdır", seher medeniyetidir.
210. Müslüman güneşi üzerine doğdurmaz, aksine güneşin
üzerine kendisi doğar. Bilir ki "güneşi üzerine
doğduranın o günü ölmüştür." Bu ölüş, zamanın
bereketinin alınması anlamındadır. Gecenin koynuna kabre
girer gibi girer. Gecesi güzel olanın gündüzü de güzel
olacaktır. Gündüzle gece, dünya ile ahiretin 24 saat
içerisindeki tecellisidir.
BAŞA DÖN
*
Hak
*
211. Nasıl ki zamanın hakkını vermeyen zaman
yetmezliğiyle cezalandırılırca, insanın hakkına riayet
etmeyen de dünyada insansızlıkla, ukbada ateşle
cezalandırılır. Kul hakkına riayet aynı zamanda insan
emeğine saygıdır. Sadece başkalarının sahip olduğu mala
tecavüz değil başkalarının zamanına, kişiliğine, şeref
ve haysiyetine, soluyup kokladığı havaya tecavüz de kul
hakkını ihlaldir. Örneğin kapalı mekanda içilen sigara,
içine girdiğiniz topluluğu rahatsız eden kötü bir koku
da kul hakkına tecavüzdür.
212. Kul hakkını korumak gi |