|
"Allâh ve melekleri Peygamber'e çokça salât ederler. Ey
mü'minler! Siz de O'na çokça salât getirin ve tam bir
teslimiyetle selâm verin." (el-Ahzâb, 56)
Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in
şânını yücelten âyet-i kerîmelerden biri de budur. Hem
Allâh'ın, hem de meleklerin Rasûlullâh Efendimiz'e
salavât getirmeleri, onun Allâh katındaki değerini
ortaya koymaktadır.
Allâh'ın, Peygamber -sallallâhu aleyhi ve
sellem-'e salavât getirmesi, "ona merhamet etmesi, şan
ve şerefini yüceltmesi"dir.
Meleklerin Rasûlullâh'a salavât getirmesi de,
aynı şekilde "Onun kadr u kıymetini anıp, yüce
mertebelere erişmesi için Allâh'a niyazda bulunmaları"
demektir.
Allâh Teâlâ âyet-i kerîmede, kendisinin ve
meleklerin Rasûl-i Ekrem'e salavât getirdiklerini
hatırlattıktan sonra, kullarına hitâben:
"-Ona -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bizim gibi
siz de salât ü selâm getirin, saygıların en yücesiyle
O'nu yâdedin." buyurmaktadır.
* * *
Abdullâh bin Amr -radıyallâhu anh-'dan gelen bir
rivâyette Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle
buyurmuştur:
"Kim bana bir defa salât ü selâm getirirse, bu
sebeple Allâh Teâlâ da ona on misli merhamet eder."
(Müslim)
Hadîsin bazı rivâyetlerinde, Hazret-i
Peygamber'e salavat getiren kimseye, Cenâb-ı Hakk'ın on
defa merhamet edeceği müjdesine ilâveten, o kimsenin on
günahının bağışlanacağı, manevî derecesinin on derece
daha yükseltileceği de haber verilmektedir. (Nesâî)
Ashâb-ı Kirâm'dan Ebû Talhâ el-Ensârî'nin
anlattığına göre, birgün Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi
ve sellem- mütebessim bir çehreyle Ashâb-ı Kirâm'ın
yanına geldi ve Cebrâil -aleyhisselâm-'ın kendisine şu
müjdeyi getirdiğini haber verdi:
"-Muhammed! Ümmetinden biri sana bir salât
getirdiğinde benim onun günahlarının bağışlanması için
on defa istiğfar etmem, o kimsenin sana bir selâm
getirmesi hâlinde de benim ona on selâm vermem seni
sevindirmez mi?" (Nesâî)
Görüldüğü gibi Hazret-i Peygamber'e salât ü
selâm getirmek, Allâh'ın rahmetini ve rızâsını kazanmaya
vesîledir. Bu sebeple her fırsatta Rasûl-i Ekrem
Efendimiz'e salât ü selâm getirmelidir.
İbn Mes'ûd'dan gelen bir rivâyette de Rasûlullâh
-sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyururlar:
"Kıyâmet gününde insanların bana en yakın
olanları, bana en çok salât ü selâm getirenleridir."
Bir başka hadîs-i şerifte ise, Evs b. Evs
-radıyallâhu anh-'dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullâh
-sallallâhu aleyhi ve sellem-:
"-Günlerin en fazîletlisi Cuma günüdür. Bu
sebeple o gün bana çokça salât ü selâm getiriniz; zîrâ
sizin salât ü selâmlarınız bana sunulur." buyurunca,
Ashâb-ı Kirâm:
"-Yâ Rasûlullâh! Vefât ettiğin ve senden hiçbir
eser kalmadığı zaman salât ü selâmlarımız sana nasıl
sunulur?" diye sordular. Bunun üzerine Peygamber
-sallallâhu aleyhi ve sellem-:
"-Allâh Teâlâ, peygamberlerin bedenlerini
çürütmeyi toprağa haram kıldı." buyurdu. (Ebû Dâvud)
Hadisten de anlaşıldığı gibi Peygamber
Efendimiz'e gönderilen salavâtlar ona takdim edilir. O
da bu selâmları alır.
Bu bulunmaz fırsatı kaçırmamak için ona her
fırsatta salavât getirmeye gayret etmelidir. Ayrıca
hadîste Cuma gününün fazîletinden de söz edilmiştir. Bu
sebeple Rasûl-i Ekrem'e Cuma günü daha çok salât ü selâm
göndermeli ve böylece Cenâb-ı Hakk'ın rızâsını kazanmaya
çalışmalıdır.
Rasûlullâh'a salât ü selâm getirmek sûretiyle
kazanacağı mânevî ecre önem vermemiş, kendini elde
edeceği büyük bir sevaptan mahrum bırakmış kimseler
hakkında Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-:
"Asıl cimri, yanında adım anıldığı hâlde bana
salâvât getirmeyen kimsedir." buyurmuştur.
* * *
Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-
Efendimiz'e çokça salavât getirebilmek için O'nu çok
sevmeliyiz. Zîrâ insan sevdiğini dilinden düşürmez; O'nu
her fırsatta anar. Rasûlullâh Efendimiz'in dindeki ve
Allâh katındaki yerini ve önemini gerektiği şekilde
kavrayamayanlar, "Ben Allâh'ı daha çok seviyor ve her
fırsatta O'nu anıyorum; ayrıca Hazret-i Peygamber'i
anmaya ne gerek var?" diye düşünebilirler.
İnsanın en fazla sevip sayması gereken şüphesiz
Allâh Teâlâ'dır. O'na beslenecek muhabbeti ve hürmeti
bir başka muhabbet ve hürmetle kıyaslamak elbette mümkün
değildir. Bununla beraber Allâh Teâlâ, Rasûl-i Ekrem'e
beslenecek sevgi ve saygının önemini Kur'ân-ı Kerîm'de
şöyle hatırlatmaktadır:
"Ey Rasûlüm, insanlara de ki: Eğer Allâh'ı
seviyorsanız, bana uyun ki, Allâh da sizi sevsin ve
suçlarınızı bağışlasın." (Âl-i İmrân, 31)
Allâh katında böylesine üstün yeri olan bir
peygamber, elbette sevilmeye, sayılmaya ve her fırsatta
anılmaya lâyık bir kimsedir.
Müslümanlar hayatı ve yaşama biçimi olduğu kadar
duâ ve ibâdeti de Allâh'ın Rasûlü'nden öğrenirler. Her
işte olduğu gibi duânın da bir âdâbı ve usûlü vardır.
Birgün Rasûlulllâh -sallallâhu aleyhi ve
sellem-, namazdan sonra Allâh'a hamd etmeden,
Peygamber'e salavât getirmeden duâ eden bir adamı
işitti. Bunun üzerine:
"-Bu adam acele etti." buyurdu. Sonra o adamı
yanına çağırdı ve:
"-Biriniz duâ edeceği zaman önce hamd ü senâ
etsin, sonra bana salât ü selâm getirsin. Daha sonra da
dilediği şekilde duâ etsin." buyurdu. (Ebû Dâvud, Nesâî)
* * *
Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve
sellem- salavât-ı şerîfe'nin fazîletini bildirdiği gibi
kendisine nasıl salavât getirileceğini de haber
vermiştir.
Nitekim Ahzâb Sûresinin 56. âyeti nâzil olunca,
sahâbe Peygamber'e başvurarak nasıl salât getirileceğini
öğrenmek istediler ve bunu Efendimiz'e sordular. Rasûl-i
Ekrem Efendimiz, kendisine bu suâl sorulduğu zaman sükût
buyurdu. Ya âdeti üzere o konuda vahiy gelmesini bekledi
veya bu suâle en uygun cevâbı verebilmek için düşünme
ihtiyacı hissetti. Sükûtun uzaması, Rasûlullâh'ı yorup
üzdüklerini zanneden sahâbileri endişeye sevketti ve:
"-Keşke bu suâl sorulmasaydı, Rasûlullâh
Efendimiz de üzülmeseydi." diye aralarında konuştular.
Çok geçmeden Rasûlullâh şu salavâtı tavsiye buyurdu.
"Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âl-i
Muhammed, kemâ salleyte alâ âl-i ibrahim ve bârik alâ
Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed, kemâ bârekte alâ âl-i
İbrahim, inneke hamîdun mecîd. (Allâh'ım! İbrahim'in
âline rahmet ettiğin gibi Muhammed'e ve âline de rahmet
et. Allâh'ım! İbrahim'in âline hayır ve bereket
lutfettiğin gibi Muhammed'e ve âline de hayır ve bereket
ihsân et. Şüphesiz Sen övülmeye lâyık ve yücesin.)
Demek ki, Efendimiz'e salavât getirirken Cenâb-ı
Hakk'a şöyle duâ etmiş oluyoruz:
"Yâ Rabbi! Rasûl-i Ekrem'in nâmını, şânını hem
dünya, hem de âhirette yüce kıl. Onun getirdiği İslâm
dinini bütün cihâna yay ve bu dini dünya varoldukça
yaşat. Ona âhirette ümmetine şefâat etme hakkı ver ve
kendisine sayısız sevap ihsan eyle!"
Salât ü selâm böylesine derin manalar ihtivâ
ettiğine ve faydası hem bize, hem de bütün müslümanlara
ulaştığına göre, salavât-ı şerîfe getirme husûsunda
cimrilik etmemeliyiz.
Bir gün Ubey b. Ka'b -radıyallâhu anh- Efendimiz
-sallallâhu aleyhi ve sellem-'e sordu:
"- Yâ Rasûlallâh! Ben sana çok salavât-ı şerîfe
getiriyorum. Acaba bunu ne kadar yapmam gerekir?".
"- Dilediğin kadar yap." buyurdu.
"- Duâlarımın dörtte birini salavât-ı şerîfeye
ayırsam uygun olur mu?" diye sordum.
"- Dilediğin kadarını ayır. Ama daha fazla
yaparsan senin için hayırlı olur." buyurdu.
"- Öyleyse duâmın yarısını salavât-ı şerîfeye
ayırayım." dedim.
"- Dilediğin kadar yap. Ama daha fazla yaparsan
senin için hayırlı olur." buyurdu.
Ben yine:
"- Şu hâlde üçte ikisi yeter mi?" diye sordum.
"- İstediğin kadar. Ama artırırsan senin için
iyi olur." buyurdu.
"- Öyleyse duâya ayırdığım zamanın hepsinde sana
salavât-ı şerîfe getirsem nasıl olur?" deyince:
"- O takdirde Allâh bütün sıkıntılarını giderir
ve günahlarını bağışlar." buyurdu." (Tirmizî, Kıyâmet,
23)
* * *
Velhâsıl âyet ve hadîs-i şeriflerde bildirildiği
üzere salavât-ı şerîfe getirmenin pek çok faydaları
vardır. Bunları kısaca özetleyecek olursak:
1- Salavât, Ahzâb Sûresi 56. âyette belirtildiği
üzere Cenâb-ı Hakk'ın buyruğuna itâattir.
2- Salavât, günahların affedilmesine vesîledir.
3- Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-
Efendimiz'e yakın olmanın en güzel ve en kolay yolu ona
salavât getirmektir.
4- Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-,
kendisine salât okuyana mukâbelede bulunur.
5- Her salât getirenin ismi, Peygamber -sallallâhu
aleyhi ve sellem- Efendimiz'e arz edilir.
6- Salât ü selâm okuyan kimse, Allâh ve
Rasûlü'nün muhabbetini diğer muhabbetlere tercih etmiş
olduğu için, O'nun ahlâkıyla ahlaklanmada seviye alır,
kötü ahlaktan kurtulur, fazîlete erer.
7- Rasûl-i Ekrem'in kendisine olan muhabbeti
arttığı gibi, onun da Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve
sellem-'e olan muhabbeti devam eder ve katlanarak artar.
8- Allâh Teâlâ'nın Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi
ve sellem- ile bize ihsan ettiği lutuflar, sayıya
gelmeyecek kadar fazla olmasına rağmen, salât ve selâm
ile Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in
üzerimizdeki hakkını çok az da olsa ödemeye çalışmış
oluruz.
9- Allâh Teâlâ'nın rahmetinin üzerimize inmesine
vesîledir.
10- Salavât unutulan sözün hatırlanmasına sebep
olur.
11- Salavât duâların kabûlüne vesîledir.
12- Yine salavât kıyâmetin o zor gününde arşın
gölgesinde gölgelenmeye vesîledir ki, hadîs-i şerif'te
şöyle buyurulur:
"Kıyamet gününde üç kişi Allâh'ın arşının
gölgesinde gölgelenir:
1- Üzüntülü kişinin sıkıntısını teselli eden kişi.
2- Benim sünnetimi ihyâ eden kimse.
3- Benim üzerime çok çok salavât getiren kimse."
Rabbim cümlemizi salavâtın özüne ulaşıp,
Peygamber ahlâkıyla ahlaklanmayı, O'nun 23 yıllık
nübüvvet hayatından lâyıkı vechile hisseler almayı ihsan
eylesin!.. (Âmin)
Salavat'ın Bir Sırrı |